starvationsteak knife
/ 69
starvationsteak knife
starvation[n]

açlık

starvation diet[n]

açlık diyeti

starve[v]

çok acıkmak

starved[adj]

aç,açlıktan kıvranan

starving[adj][n]

aç • açlık,yiyecek yoksunluğu

stash[n][v]

saklanan şey • saklamak,depolamak

stash away[v]

saklamak

stash spot[n]

saklama yeri,gizli depo

stat[adv]

hemen,derhal

state[n][v][adj]

durum,hal • beyan etmek,ifade etmek • devlet,kamu

state education[n]

devlet eğitimi,kamu eğitimi

state highway[n]

devlet karayolu,eyalet karayolu

state house[n]

eyalet meclisi binası,eyalet yasama organı

state media[n]

devlet medyası

state of grace[n]

lütuf hali,ilahi lütuf

state of mind[n]

zihniyet,ruh hali

state of the art[phrase]

gelişme seviyesi (sanat veya teknoloji için)

state school[n]

devlet okulu

state university[n]

devlet üniversitesi,kamu üniversitesi

state-of-the-art[adj]

son model

statecraft[n]

devletçilik

stately[adj]

muhteşem

stately home[n]

malikâne

statement[n]

açıklama

statesman[n]

devlet adamı

statewide[adj][adv]

eyalet çapında,tüm eyalet genelinde • eyalet çapında,tüm eyalet genelinde

static[adj][n]

hareketsiz • şiddetli eleştiri,kınama

static character[n]

sabit karakter

static electricity[n]

statik elektrik,elektrostatik

static trapeze[n]

sabit trapez

statically[adv]

statik olarak,değişmez bir şekilde

statics[n]

statik

statin[n]

statin

station[n][v]

istasyon • görevlendirmek

station agent[n]

istasyon görevlisi,gar memuru

station house[n]

polis merkezi

station waggon[n]

station wagon,araba

station wagon[n]

steyşın araba

stationary[adj]

hareketsiz

stationer[n]

kırtasiyeci

stationers[n]

kırtasiyeci

stationery[n]

kırtasiye,mektup kağıdı

stationery seller[n]

kırtasiye satıcısı,ofis malzemeleri satıcısı

stationmaster[n]

istasyon şefi,gar müdürü

statism[n]

devletçilik,statizm

statistic[n]

istatistik

statistical[adj]

istatistiksel

statistically[adv]

istatistiki olarak

statistician[n]

istatistik uzmanı

statistics[n]

sayımbilim

stative verb[n]

durum fiili

statue[n]

heykel

statue of liberty[n]

Özgürlük Heykeli,Dünyayı Aydınlatan Özgürlük

statuesque[adj]

heykel gibi

statuette[n]

heykelcik

stature[n]

önem

status[n]

statü

status bar[n]
status quo[n]

mevcut durum

statute[n][adj]

kanun • yasama,tüzüksel

statute law[n]

kanun hukuku,yazılı hukuk

statute of limitations[n]

zamanaşımı,dava zamanaşımı

statutory[adj]

yasal

statutory instrument[n]

destekleyici yasalar

statutory offense[n]

kanuni suç,yasal suç

statutory rape[n]

gayrireşit birinin ırzına geçme

staunch[adj][v]

güvenilir • akışını durdurmak

staunchly[adv]

sıkı sıkıya,kararlılıkla

stave[n][v]

fıçı tahtası,çıta • delmek,patlatmak

stave church[n]

ahşap kilise

stave off[v]

uzak tutmak,ertelemek

stay[v][n]

kalmak • ikamet

stay ahead[v]

önünde kalmak,avantajını korumak

stay away[v]

uzak durmak

stay behind[v]

geride kalmak,yerinde kalmak

stay frosty[phrase]
stay in[v]

evde kalmak

stay in place[phrase]
stay on[v]

kalmaya devam etmek

stay out[v]

uzak durmak,karışmamak

stay out of it[phrase]
stay over[v]

gecelemek,geceyi geçirmek

stay put[phrase]
stay the course[phrase]
stay together[phrase]

beraber kalmak

stay up[v]

uyanık kalmak,geç yatmak

stay up all night[phrase]
stay-at-home[n][adj]

evcimen,seyyah olmayan kişi • evine bağlı,seyahat etmeyen

staycation[n]

evde geçirilen tatil

stayer[n]

uzun mesafe atı,stayer

staying power[n]
stayman convention[n]

Stayman Konvansiyonu

stays[n]

korse,korselet

steadfast[adj]

sadık

steadfastly[adv]

kararlılıkla,sadakatle

steadicam[n]

sabit kamera

steadily[adv]

durmadan

steady[adj][v][n][adv]

sabit • stabilize etmek,sakinleştirmek • düzenli partner,sevgili • düzenli olarak,istikrarlı bir şekilde

steak[n]

biftek

steak knife[n]

et bıçağı

LanGeek
Uygulamayı İndir