superhero fictionsure-fire
/ 69
superhero fictionsure-fire
superhero fiction[n]

süper kahraman edebiyatı

superhero film[n]

Süper kahraman filmi

superhuman[adj]

insanüstü

superimpose[v]

üst üste koymak,bindirmek

superintend[v]

nezaret etmek

superintendent[n]

yönetici

superior[adj][n]

üstün • üst,amir

superior vena cava[n]

üst anatoplardamar

superiority[n]

üstünlük

superlative[adj][n]

en üstün • üstünlük derecesi,abartılı övgü

superlative adjective[n]

üstünlük sıfatı

superlative adverb[n]

üstünlük zarfı

superman[n]

superman,asit

supermarket[n]

süpermarket

supermassive[adj]

süper kütleli,aşırı büyük kütleli

supermodel[n]

top model

supernatural[adj][n]

doğaüstü,paranormal • doğaüstü,paranormal

supernatural fiction[n]

doğaüstü kurgu

supernova[n]

süpernova

supernumerary[n][adj]

figüran,yardımcı oyuncu • fazla

superorder[n]

üst takım

superordinate[n][v][adj]

üst kavram,üst kategori • üst sıraya yerleştirmek,üstün bir düzene koymak • üstün,daha yüksek rütbeli

superposition[n]

üst üste koyma,bindirme

superpower[n]

süper güç,aşırı güç

supersede[v]

yerine geçmek

supersensitive[adj]

aşırı hassas,ultra hassas

supersensitized[adj]

aşırı hassas,ultra hassas

supersized[adj]

aşırı büyük, devasa

supersonic[adj]

süpersonik,ultrasonik

superspreader[n]

süper bulaştırıcı

superstar[n]

süperstar

superstition[n]

hurafe,batıl inanç

superstitious[adj]

batıl inançları olan

superstore[n]
superstreet[n]

süper cadde,gelişmiş yol

superstroke[n]

süper vuruş

supertanker[n]

süpertanker,dev petrol tankeri

supertaster[n]

süper tat alma yeteneğine sahip kişi

supertonic[n]

supertonik,diyatonik skalada ikinci derece

supervene[v]

meydana gelmek

supervillain[n]

süper güce sahip kötü karakter

supervise[v]

nezaret etmek

supervision[n]

denetim,gözetim

supervisor[n]

süpervizör

supervisory[adj]

denetsel

supervolcanic[adj]

süper volkanik

superwoman[n]

güçlü kadın

supine[adj]

sırtüstü

supper[n]

hafif akşam yemeği

supper club[n]

yemekli eğlence kulübü

supplant[v]

yerine geçmek

supple[adj][v]

esnek • esnetmek,yumuşatmak

supplement[v][n]

tamamlamak • tamamlayıcı,ek

supplemental[adj]

tamamlayıcı,ek

supplementary[adj]

tamamlayıcı

suppletion[n]

değişik biçimlenme

suppliant[n][adj]

yalvaran kimse • yalvaran,dilenç

supplicant[n][adj]

yalvaran kimse • yalvaran

supplicate[v]

yalvarmak

supplication[n]

niyaz

supplicatory[adj]

yalvaran,yakaran

supplier[n]

tedarikçi

supply[v][n]

temin etmek • stok

supply and demand[phrase]

arz ve talep

supply chain[n]

tedarik zinciri,arz zinciri

support[v][n]

desteklemek • destek, yardım

support group[n]

destek grubu,yardımlaşma grubu

support tights[n]

opak külotlu çorap

supporter[n]

destekçi,taraftar

supporting[adj][n]

destekleyici, cesaret verici • destek, dayanak

supporting actor[n]

yardımcı oyuncu

supportive[adj]

destekleyici

suppose[v]

zannetmek

supposed[adj]

sözde,varsayılan

supposedly[adv]

varsayılarak

supposing[conj]

farz edelim ki, diyelim ki

supposition[n]

varsayım

suppositional[adj]

varsayımsal,farazi

suppositious[adj]

varsayımsal,farazi

suppository[n]

supozituvar

suppress[v]

bastırmak

suppressant[n]

iştah kesici ilaç

suppression[n]

çıkmasını yasaklama

suppressor[n]

bastırıcı,istenmeyen akımları bastırma cihazı

supra[adv]

supra (bir metin veya belgede, daha önceki bir konumda),yukarıda (bir metin veya belgede)

supremacist[n]

üstünlük yanlısı

supremacy[n]

üstünlük,hakimiyet

suprematism[n]

Süprematizm

supreme[adj][n]

en üstün • supreme

supreme being[n]

Yüce Varlık,En Yüce Tanrı

supremely[adv]

son derece,aşırı derecede

sura[n]

baldır,baldır kası

surcharge[n][v]

ek ücret,sarfiyat • mahsup etmek,hesaba geçirmek

surcoat[n]

şövalye zırhının üzerine giyilen tunik

sure[adj][adv]

emin • elbette

sure as shooting[adv][adj]

kesinlikle,şüphesiz • ateş kadar kesin,güneşin doğuşu kadar kesin

sure enough[adv]

beklendiği gibi,gerçekten de

sure of[phrase]
sure thing[phrase]

kesin şey

sure-fire[adj]

başaracağı kesin olan

LanGeek
Uygulamayı İndir