stonehengestraight-cut
/ 69
stonehengestraight-cut
stonehenge[n]

Stonehenge,İngiltere'nin güneyinde antik bir megalitik anıt; muhtemelen ritüel amaçlar için kullanılmıştır

stonemason[n]
stonemasonry[n]

taş işçiliği

stoneware[n]

sert çini

stonework[n]

taşçılık

stonk[n]

stonk,hisseciğim

stonker[adj]

bitkin,yorgun

stony[adj]

taşlı,kayalık

stool[n][v]

tabure • dışkılamak,büyük tuvaletini yapmak

stool pigeon[n]

tuzak güvercin,yem güvercin

stool test[n]

dışkı testi

stoop[v][n]

öne doğru eğilmek • eğilme,eğik duruş

stooped[adj]

kamburlaşmış

stop[v][n]

durmak • durdurma

stop at nothing[phrase]

hiçbir şeyden çekinmemek

stop bath[n]

durdurma banyosu

stop by[v]

uğramak,ziyaret etmek

stop in tracks[phrase]

olduğu yerde donakalmak

stop motion[n]

duraklı çekim

stop off[v]

mola vermek

stop over[v]

mola vermek

stop press[n]

baskı sırasında yetiştirilen haber

stop sign[n]

dur işareti,stop levhası

stop signal overrun[n]

dur işareti ihlali,dur sinyal aşımı

stop the bleeding[phrase]
stop the rot[phrase]

kötüye gidişi durdurmak

stop up[v]

tıkamak,kapatmak

stopcock[n]

kesme musluğu

stopgap[n]

geçici çözüm,geçici önlem

stoplight[n]

trafik ışığı,sinyalizasyon lambası

stopover[n]

kısa süreli duraklama

stoppage[n]

durdurma,kesinti

stopper[n][v]

tıkaç,tapa • tıkamak, kapamak

stopping down[n]

diafram kısıtlaması

stopping train[n]

duraksayan tren,tüm istasyonlarda duran tren

stopwatch[n]

kronometre

storage[n]

depo

storage bed[n]

depolama yatağı

storage cabinet[n]

depolama dolabı

storage room[n]

depo

storage warehouse[n]

depo ambarı,malzeme deposu

store[n][v]

mağaza • depolamak

store card[n]

ödeme kartı

store cheese[n]

mağaza peyniri,Amerikan cheddarı

store up[v]

biriktirmek,depolamak

store window[n]
storekeeper[n]

tüccar,mağaza müdürü

storeroom[n]

kiler

storey[n]

bina katı

stork[n]

leylek

storm[n][v]

fırtına • öfkeyle çıkıp gitmek,hiddetlenmek

storm cloud[n]

fırtına bulutu

storm door[n]

fırtına kapısı,dış koruma kapısı

storm drain[n]
storm in a teacup[phrase]

bir bardak suda koparılan fırtına

storm out[v]

öfkeyle terk etmek,kapıyı çarparak çıkmak

storm petrel[n]

fırtına kırlangıcı,storm petrel

stormily[adv]

öfkeyle,fırtınalı bir şekilde

stormwater[n]
stormy[adj]

fırtınalı

story[n]

hikaye

story editor[n]

senaryo editörü

story of life[phrase]

benim şansım da bu

storyboard[n][v]

resimli taslak • storyboard yapmak,storyboard hazırlamak

storyboarding[n]

hikaye tahtası

storybook[n]

hikaye kitabı

storyline[n]

plan (anlatı)

storyteller[n]

öykücü

storytelling[n]

öykücülük

stout[adj][n]

iri yapılı • stout

stoutness[n]

şişmanlık,obezite

stove[n]

ocak

stove poker[n]

ocak maşası,ateş karıştırıcı

stovetop[n]

set üstü ocak

stow[v]

yerleştirmek,doldurmak

stow away[v]

kaçak yolculuk yapmak

stowage[n]

yerleştirme,depolama

straddle[v][n]

bacaklarını iki yana açarak oturmak,ata biner gibi oturmak • bacaklarını açarak oturma veya durma,ata biner gibi durma

strafe[v][n]

taramalamak,makineli tüfekle ateş etmek • alçaktan uçuş saldırısı,makineli tüfek atışı

straggler[n]

geride kalan,yavaş ilerleyen

straggot[n]

hetero,heteroseksüel

straight[adj][adv][n]

düz,doğru • düz • düz,düzlük

straight angle[n]

düz açı

straight as a ramrod[phrase]

dimdik ve kaskatı

straight as an arrow[phrase]

dürüst ve ahlaklı

straight away[adv]

hemen,derhal

straight chair[n]

düz sandalye

straight dope[n]

gerçek bilgi,güvenilir bilgi

straight flush[n]

sıralı renk

straight from the shoulder[phrase]

dosdoğru ve sertçe

straight man[n]

düz adam,komik için düztaban

straight off[adv]

hemen,başlangıçtan itibaren

straight photography[n]

düz fotoğrafçılık

straight pin[n]

iğne

straight shooter[n]

dürüst ve açık sözlü biri

straight shot[n]

düz vuruş,doğrudan atış

straight staircase[n]

düz merdiven

straight through only sign[n]

sadece düz gitme işareti,yalnızca ileri geçiş işareti

straight up[adj][adv]

düz,buzsuz • kesinlikle,tamamen

straight-cut[adj]

düz kesim,şeritler halinde kesilmiş

LanGeek
Uygulamayı İndir