satinsay grace
/ 69
satinsay grace
satin[n]

saten

satin sheen gold[adj]

nötr kapuçino beji

satiny[adj]

ipeksi,saten

satire[n]

hiciv

satirical[adj]

alaycı

satirist[n]

hicivci

satirize[v]

hicvetmek

satisfaction[n]

memnuniyet

satisfactorily[adv]

tatmin edici bir şekilde,yeterli bir şekilde

satisfactory[adj]

tatmin edici

satisfied[adj]

razı

satisfy[v]

tatmin etmek,doyurmak

satisfying[adj]

tatmin edici

satisfyingly[adv]

tatmin edici bir şekilde,memnuniyetle

satsuma[n]

mandalina

sattriya[n]

Sattriya dansı

saturate[v]

işba etmek

saturated[adj]

doymuş,aşırı doymuş

saturated fat[n]

doymuş yağ

saturated fatty acid[n]

doymuş yağ asiti

saturation[n]

doygunluk,doyurma

saturday[n]

cumartesi

saturn[n]

Satürn

saturnine[adj]

asık suratlı

satyr[n]

satir

sauce[n][v]

sos • baharatlandırmak,canlandırmak

sauce vinaigrette[n]

sirke sosu

sauceboat[n]

sosluk,sos teknesi

saucepan[n]

saplı küçük tencere

saucepot[n]

sos tenceresi

saucer[n]

fincan tabağı

saucier[n]

sos alanında uzman şef

saucy[adj]

küstah,arsız

saudi[adj][n]

suudi arabistanlı • suudi arabistanlı

saudi arabia[n]

Suudi arabistan

sauerkraut[n]

ekşi lahana

sauna[n]

sauna

saunter[v][n]

gezinmek,ağır ağır yürümek • ağır ağır yürüyüş,gezinme

sausage[n]

sosis

sausage dog[n]

sosis köpek,dachshund

sausage jockey[n]

sosis jokeyi,sosis şövalyesi

sausage meat[n]

sosis eti

sausage roll[n]

sosisli milföy

sausage-masseuse[n]

sosis masözü,sosis masörü

saute[v][n][adj]

sote yapmak • sote,sote yemek • sote

saute pan[n]

sote tavası

sauteed[adj]

sote,hafifçe kızartılmış

savage[adj][n][v]

vahşi • vahşi,barbar • sert bir şekilde eleştirmek,acımasızca saldırmak

savagely[adv]

vahşice,acımasızca

savagery[n]

vahşet,barbarlık

savanna[n]

savan,tropikal çayır

savannah[n]

savana

savant[n]

bilgin

savate[n]

savate

save[v][n][conj]

kurtarmak • kalecinin topu kurtarması • hariç,dışında

save a seat[phrase]
save breath[phrase]

boşuna nefes tüketme

save by the bell[phrase]
save face[phrase]

itibarını kurtarmak

save neck[phrase]
save skin[phrase]

birini beladan kurtarmak

save the day[phrase]

durumu kurtarmak

save the trouble[phrase]
save up[v]

para biriktirmek

saved by the bell[phrase]

zor bir durumdan son anda sıyırmak

saving[n][adj][prep]

birikim • kurtarıcı,kurtaran • hariç

saving grace[n]

kurtarıcı lütuf,ilahi kurtuluş

saving throw[n]

kurtarma atışı

savings[n]

birikim

savings account[n]

tasarruf hesabı

savings and loan association[phrase]

borç verme kurumları

savior[n]

kurtarıcı,kurtarıcı

savoir-faire[n]

sosyal beceri

savor[v][n]

tatmak • tat

savoriness[n]

lezzetlilik

savorless[adj]

tatsız,lezzetsiz

savorlessness[n]

tatsızlık,lezzetsizlik

savory[adj][n]

hoş • kanape

savoy[n]

kıvırcık lahana,savoy

savoy blue[adj]

savory mavisi

savoy cabbage[n]

milano lahanası

savvy[v][n][adj]

anlamak,kavramak • pratik bilgi,beceriklilik • anlayışlı,bilgili

saw[v][n]

testere ile kesmek,testerelemek • testere

saw logs[v]

horuldamak,derin uyku çekmek

saw wood[v]

horlamak,gürültülü bir şekilde uyumak

sawbones[n]

cerrah,cerrahi uzmanı doktor

sawdust[n]

talaş

sawfly[n]

yaprak arısı

sawmill[n]

bıçkı fabrikası,kereste fabrikası

sawtooth roof[n]

testeredişi çatı

sawyer[n]

ağaçkakan böceği,kınkanatlı böcek

sawyer beetle[n]

ahşap üzerinde büyük delikler açan uzun antenli bir böcek

saxhorn[n]

sakshorn

saxist[n]

saksafoncu,saksafon çalan müzisyen

saxony carpet[n]

saksonya halısı

saxophone[n]

saksafon

saxophonist[n]

saksofoncu

say[v][n]

söylemek • konuşma şansı

say a prayer[phrase]
say grace[phrase]
LanGeek
Uygulamayı İndir