solid inksoothing
/ 69
solid inksoothing
solid ink[n]

katı mürekkep

solid state[n]

katı hâl,katı

solid-body[adj]

dolu gövde

solid-colored[adj]

düz renkli,tek renkli

solid-state drive[n]

katı hal sürücüsü

solidago[n]

altınbaşak

solidarity[n]

birlik

solidify[v]

katılaşmak,katılaştırmak

solidly[adv]

sağlam bir şekilde,sıkıca

solidness[n]

sağlamlık,dayanıklılık

solidus[n]

eğik çizgi,slash

soliloquy[n]

kendi kendine konuşma

solipsism[n]

solipsizm,felsefi benmerkezcilik

solitaire[n]

tek kişilik iskambil oyunu

solitary[adj][n]

tek başına • yalnız

solitary confinement[n]

hücre hapsi

solitude[n]

yalnızlık,tecrit

solo[n][v][adv][adj]

solo,tek başına uçuş • solo yapmak • tek başına,yalnız • solo

solo artist[n]

solo sanatçı,tek başına sanatçı

solo dance[n]

tek kişilik dans

soloist[n]

solist

solomonic[adj]

Süleyman gibi,bilgece

solomonic column[n]

sarmal sütun

solstice[n]

gün dönümü

solubility[n]

çözünürlük

solubilization[n]

çözündürme,çözme

soluble[adj]

çözünür

solute[n]

çözünen,çözülmüş madde

solution[n]

çözüm yolu

solve[v]

çözmek

solved[adj]

çözülmüş,halledilmiş

solvency[n]

ödeme gücü,mali yeterlilik

solvent[n][adj]

çözücü • ödeme gücüne sahip,borç ödeyebilir

solyanka[n]

solyanka

som tam[n]

yeşil papaya salatası

soma[n]

vücut,beden

soma cube[n]

soma küpü

somali cat[n]

Somali kedisi

somatic[adj]

somatik

somatic nervous system[n]

somatik sinir sistemi

somatic sensory system[n]

somatosensoriyel sistem

somber[adj]

donuk

somberness[n]

ciddiyet,ağırbaşlılık

sombrero[n]

Meksika şapkası

some[det][pron][adv]

bazı • bazıları,kimileri • biraz,bir miktar

some time[n]

biraz zaman,bir süre

somebody[pron]

biri

someday[adv]

günün birinde

somehow[adv]

bir şekilde

somehow or other[adv]

bir şekilde,herhangi bir şekilde

someone[pron]

birisi

someplace[adv][pron]

bir yerde,bir yerlerde • bir yer

somersault[n][v]

takla,ters takla • takla atmak,perende atmak

something[pron]

bir şey

something of the sort[phrase]
something or other[phrase]
sometime[adv][adj]

bir ara • eski,önceki

sometimes[adv]

bazen

someway[adv]

bir şekilde

somewhat[adv][pron]

birazcık • biraz,bir nebze

somewhere[adv][pron]

herhangi bir yer • bir yer

sommelier[n]

şarap servis eden garson

somnambulist[n]

uyurgezer

somniferous[adj]

uyku getirici

somnolent[adj]

uykulu

son[n]

oğul

son et lumiere[n]

ses ve ışık gösterisi

son of a bitch[phrase]

orospu çocuğu

son of a gun[phrase]

seni gidi afacan

son of a jackal[phrase]
son of a sea-cook[phrase]
son of a whore[phrase]
son of stench[phrase]
son-in-law[n]

damat

sonar[n]

sonar,akustik tespit

sonata[n]

sonat

song[n]

şarkı

songbird[n]

ötücü kuş

songster[n]

ötücü kuş,şarkıcı kuş

songwriter[n]

söz yazarı

songwriting[n]

şarkı yazarlığı,şarkı besteleme

sonic[adj]

sonik,süpersonik

sonic boom[n]

sonik patlama,sonik boom

sonnet[n][v]

sone • sonnet yazmak,sonnet oluşturmak

sonny[n]

oğlum,evlat

sonny boy[n]

oğlum,delikanlı

sonogram[n]

sonogram

sonography[n]

ultrason

sonority[n]

titreşimlilik

sonorous[adj]

sesli

sook[n]

mızmız,sızlanan kişi

soon[adv]

çok yakında

soon enough[adv]

yeterince erken,yakında

sooner[adv][n]

daha erken,daha çabuk • Oklahoma'lı,Oklahoma sakini

sooner or later[phrase]

eninde sonunda

sooner the better[adv]

ne kadar erken o kadar iyi,bir an önce

soot[n][v]

is,kurum • is karartmak,kurum kaplamak

soot black[n]

is karası,kurum siyahı

soothe[v]

dindirmek

soothing[adj]

rahatlatıcı

LanGeek
Uygulamayı İndir