thick
thick
θɪk
thik
thinktrick

"thick"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

thick
01

kalın

having a long distance between opposite sides 
thick definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
thickest
karşılaştırma derecesi
thicker
derecelendirilebilir
Örnekler
The tree trunk was thick, requiring multiple people to wrap their arms around it. 

Ağaç gövdesi kalındı, birden fazla kişinin kollarıyla sarılmasını gerektiriyordu.

1.1

kalın, yoğun

(of a piece of clothing, blanket, etc.) made of heavy, dense material that provides warmth and protection 
Örnekler
She wore a thick wool sweater to stay warm during the winter hike. 

Kış yürüyüşü sırasında sıcak kalmak için kalın bir yün kazak giydi.

02

koyu

having a heavy consistency that resists flowing easily 
thick definition and meaning
Örnekler
The syrup was so thick that it took a long time to pour it out of the bottle. 

Şurup o kadar yoğundu ki şişeden dökmesi uzun zaman aldı.

03

yoğun, kalın

(of the air, fog, etc.) heavily packed with particles, moisture, or pollutants, making it difficult to see or breathe 
thick definition and meaning
Örnekler
The thick fog enveloped the city, making it nearly impossible to see the buildings ahead. 

Kalın sis şehri sardı, öndeki binaları görmeyi neredeyse imkansız hale getirdi.

04

yoğun, kalın

densely populated or packed, with little space between individuals or elements 
Örnekler
The battlefield was thick with soldiers, each fighting for their cause. 

Savaş alanı askerlerle kalın bir şekilde doluydu, her biri kendi davası için savaşıyordu.

4.1

gür, yoğun

(of hair or fur) grown near together in large numbers or amounts 
thick definition and meaning
Örnekler
Her thick hair cascaded down her back in lustrous waves. 

Kalın saçları parlak dalgalar halinde sırtından aşağıya dökülüyordu.

4.2

yoğun, sık

(of plants) existing and growing densely close together with little space in between, creating a lush and impenetrable area 
Örnekler
The explorers got lost in the thick forest, unable to find their way out. 

Kaşifler, yoğun ormanda kayboldular ve çıkış yolunu bulamadılar.

05

kalın, pelte gibi

(of tongue) affected in a way that makes it difficult to speak clearly, often resulting in unclear speech 
Örnekler
After the dental procedure, his thick tongue made it hard to speak properly. 

Diş prosedüründen sonra, kalın dili düzgün konuşmayı zorlaştırdı.

5.1

kalın, anlaşılmaz

(of speech) unclear and difficult to understand 
Örnekler
After the accident, his thick speech was hard to comprehend, making communication challenging. 

Kazadan sonra, onun kalın konuşmasını anlamak zordu, bu da iletişimi zorlaştırıyordu.

06

kalın, tıkalı

(of voices) having a heavy, rough, or unclear quality, often due to emotions, fatigue, or sickness 
Örnekler
His voice was thick with emotion as he tried to hold back his tears. 

Gözyaşlarını tutmaya çalışırken sesi duygudan kalınlaşmıştı.

07

kalın, belirgin

(of an accent) strongly indicative of a particular regional or national speech pattern, making it noticeable and sometimes difficult for others to understand 
Örnekler
His thick Scottish accent made it challenging for some people to follow his speech. 

Onun kalın İskoç aksanı, bazı insanların konuşmasını takip etmesini zorlaştırıyordu.

08

kalın, sağlam

(of a bond) strong, close, and deeply supportive, often characterized by mutual trust and loyalty 
gayriresmî
Örnekler
Despite the distance, their friendship remained thick and unbreakable. 

Mesafeye rağmen, arkadaşlıkları sağlam ve kırılmaz kaldı.

09

dolgun, kıvrımlı

(of a woman) having a curvy or full-figured body shape 
gayriresmî
Örnekler
She was proud of her thick figure, embracing her curves with confidence. 

Dolgun vücut hatlarıyla gurur duyuyor, kıvrımlarını güvenle kucaklıyordu.

10

kalın kafalı, anlamakta yavaş

lacking intelligence or slow to understand 
gayriresmî
Örnekler
He was often teased for being thick, but he eventually proved everyone wrong with his innovative ideas. 

Sık sık kalın kafalı olduğu için alay edilirdi, ancak sonunda yenilikçi fikirleriyle herkese yanıldıklarını kanıtladı.

11

yoğun, kalın

very strong, intense, or overwhelming in nature or effect 
Örnekler
The tension in the room was so thick that you could cut it with a knife. 

Odadaki gerginlik o kadar yoğundu ki bir bıçakla kesebilirdiniz.

12

ağır, bulanık

experiencing a dull pain or a heavy, foggy feeling in the head 
Örnekler
After staying up all night, his head felt thick and heavy, making it hard to concentrate. 

Bütün gece uyumadıktan sonra, kafası ağır ve ağır hissetti, bu da konsantre olmayı zorlaştırdı.

13

kalın, koyu

(of printing, etc.) having bold, heavy, or broad strokes, making the characters appear dark and prominent 
Örnekler
The invitation was printed in thick, elegant font that stood out on the ivory paper. 

Davetiye, fildişi kağıdın üzerinde göze çarpan kalın ve şık bir yazı tipiyle basılmıştı.

thick
01

kalın

used to indicate that something is being applied or occurring in a way that is dense or heavy in consistency 

thickly

dil bilgisi bilgileri
Örnekler
She spread the butter thick on her toast, enjoying the rich flavor. 

Tostunun üzerine tereyağını kalın bir şekilde sürdü, zengin lezzetin tadını çıkardı.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store