bring a knife to a gunfightbroast
/ 44
bring a knife to a gunfightbroast
bring a knife to a gunfight[phrase]

hazırlıksız yakalanmak

bring about[v]

sebep olmak

bring along[v]

yanında götürmek,beraberinde getirmek

bring around[v]

düşüncesini değiştirtmek

bring attention to[phrase]
bring back[v]

geri getirmek

bring back from the dead[phrase]
bring down[v]

devirmek,düşürmek

bring forth[v]

doğurmak,dünyaya getirmek

bring forward[v]

öne sürmek

bring home the bacon[phrase]

eve ekmek getirmek

bring home to[phrase]

bir şeyi iyice kavratmak

bring in[v]

getirmek,karakola götürmek

bring into force[phrase]

bir şeyi yürürlüğe koymak

bring off[v]

zorluklara rağmen başarmak

bring on[v]

sebep olmak

bring out[v]

çıkarmak,piyasaya sürmek

bring out the best in[phrase]
bring owls to athens[phrase]

gereksiz iş yapmak

bring sand to the beach[phrase]

boşa iş yapmak

bring the hammer down[phrase]

sert şekilde cezalandırmak

bring the house down[phrase]

seyirciyi coşturmak

bring to[v]

bilincine getirmek,kendine getirmek

bring to a grinding halt[phrase]

tamamen durdurmak

bring to a head[phrase]

işi kopma noktasına getirmek

bring to a standstill[phrase]
bring to account[phrase]

hesap sormak

bring to bear[phrase]

kazanmak için dişli olmak

bring to book[phrase]

hesap sormak

bring to heel[phrase]

birini itaat etmeye zorlamak

bring to justice[phrase]
bring to life[phrase]
bring to light[phrase]

bir şeyi açıklığa kavuşturmak

bring to naught[phrase]

bir şeyi boşa çıkarmak

bring to senses[phrase]
bring to the table[phrase]

değer katmak

bring together[v]

barıştırmak

bring up[v]

bakmak ve büyütmek (çocuk)

bring with[v]

yanında getirmek,beraberinde götürmek

bringing[n]

teslim, dağıtım

brink[n]

ramak kala

brinkmanship[n]

uçurumun kenarı politikası,kıyamet stratejisi

briny[adj][n]

tuzlu • büyük tuzlu su kütlesi,okyanus

brioche[n]

tatlı çörek

briscola[n]

briscola oyunu

brise[n]

(brise) bir bale hareketi

brisk[adj][v]

enerjik • canlanmak,hareketlenmek

brisket[n]

döş

briskly[adv]

canlı bir şekilde,enerjik bir şekilde

bristle[n][v]

kıl • kızmak

bristle brush[n]

sert kıl fırça

bristly[adj]

kıl gibi

bristol board[n]

Bristol karton,Bristol kağıdı

brit[n]

britanyalı

britain[n]

Britanya

britches[n]

pantolon,don

briticism[n]

İngiltere'ye özgü deyim veya söz

british[adj][n]

İngiliz • Britanyalı

british blues[n]

British blues

british english[n]

ingiltere ingilizcesi

british imperial system[n]

ingiliz ölçü sistemi

british milksheep[n]

İngiliz Süt Koyunu

british shorthair[n]

British Shorthair kedisi

britisher[n]

Britanyalı,İngiliz

britishism[n]

ingiliz tutumu

briton[n][adj]

Britanyalı • Britanyalı,Britanyalılara özgü

brits[n]

Britanyalılar,İngilizler

brittle[adj][n]

kırılgan,gevrek • şekerleme

bro[n]

kanka,kardeşim

bro code[n]

kanka kodu,kardeşlik kodu

bro split[n]

kas grubu ayrımı,grup bazlı antrenman programı

broach[n][v]

broş,süs iğnesi • ileri sürmek

broach spire[n]

sivri kulecik

broach the subject[phrase]
broad[adj][n][adv]

geniş • kadın,hatun • tamamen,bütünüyle

broad as it is long[phrase]

sonuçta aynı kapıya çıkar

broad bean[n]

bakla

broad jump[n]

uzun atlama,geniş atlama

broad transcription[n]

geniş transkripsiyon

broad-based[adj]

geniş tabanlı

broad-minded[adj]

açık fikirli

broad-shouldered[adj]

geniş omuzlu

broad-spectrum[n]

çok sayıda farklı organizmaya karşı etkili

broadband[adj][n]

genişbantlı • geniş bant

broadbill[n]

geniş gagalı çeşitli kuşlara verilen ad

broadcast[n][v]

yayın • yayın yapmak

broadcast journalism[n]

radyo-televizyon gazeteciliği

broadcast media[n]

yayın

broadcaster[n]

serpici,dağıtıcı

broaden[v]

genişletmek

broaden horizons[phrase]

ufkunu genişletmek

broadened[adj]

genişletilmiş,büyütülmüş

broadening[n]

genişletme, büyütme

broadloom[n][adj]

geniş dokuma halısı • tam genişlikte dokunmuş,tam eninde dokunmuş

broadly[adv]

genel anlamda

broadly speaking[adv]

genel olarak,kabaca konuşmak gerekirse

broadsheet[n]

basılmış ilan

broadside[n][v][adv][adj]

basılı reklam,broşür • geniş tarafıyla çarpışmak,yan tarafıyla çarpışmak • yanlamasına,yandan • yan,yandan

broadway[n]

Newyork şehrindeki dünyaca ünlü tiyatro bölgesi

broast[v]

broast tavuk

LanGeek
Uygulamayı İndir