lever
le
le
ver
ve
ve
levierlaverlover

"lever"kelimesinin Fransızca tanımı ve anlamı

lever
01

kaldırmak, yükseltmek

faire aller une chose vers le haut, hausser une partie du corps ou un objet 
lever definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
hareket fiili
düzensiz
yardımcı fiil
avoir
1. tekil kişi
lève
1. çoğul kişi
levons
gelecek zamanda 1. kişi
lèverai
şimdiki zaman ortacı
levant
geçmiş zaman ortacı
levé
imperfekt zamanda 1. çoğul kişi
levions
Örnekler
L'élève lève la main pour poser une question. 

Öğrenci bir soru sormak için elini kaldırır.

02

kaldırmak, yükseltmek

prendre quelque chose ou quelqu'un et le soulever physiquement du sol ou d'une surface 
lever definition and meaning
Örnekler
Il a levé son enfant dans ses bras. 

Çocuğunu kollarına kaldırdı.

03

kaldırmak, yükseltmek

mettre fin à une interdiction, une contrainte, une règle ou un obstacle officiel 
lever definition and meaning
Örnekler
Le gouvernement a levé le couvre-feu. 

Hükümet sokağa çıkma yasağını kaldırdı.

04

kaldırmak, sonlandırmak

arrêter ou conclure officiellement une réunion , une séance, un événement 
lever definition and meaning
Örnekler
Le président a levé la séance à midi. 

Başkan, öğle vakti oturumu kaldırdı.

05

filizlenmek, sürmek

commencer à apparaître ou à croître à la surface de la terre , en parlant des plantes ou des graines 
lever definition and meaning
Örnekler
Le blé commence à lever après la pluie. 

Buğday yağmurdan sonra filizlenmeye başlıyor.

06

kabarmak, mayalanmak

en parlant d'une pâte, augmenter de volume grâce à la fermentation (levure ou levain) 
lever definition and meaning
Örnekler
La pâte doit lever pendant une heure. 

Hamur bir saat boyunca kabarmalı.

07

kalkmak, ayağa kalkmak

passer de la position assise ou couchée à la position debout 
lever definition and meaning
Örnekler
Il s'est levé dès qu'il m'a vu entrer. 

Beni içeri girerken görür görmez ayağa kalktı.

08

ayaklanmak, isyan etmek

se dresser contre un pouvoir ou une injustice ; se rebeller 
lever definition and meaning
Örnekler
Le peuple s'est levé contre le tyran. 

Halk, tiran'a karşı ayaklandı.

09

doğmak, yükselmek (güneş için)

apparaître à l'horizon pour un astre, surtout le soleil 
lever definition and meaning
Örnekler
Le soleil se lève à 6h en été. 

Güneş yazın saat 6'da doğar.

Le lever
01

kalkış, kalkma

action de se lever, en particulier de sortir du lit ou de se mettre debout 
le lever definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
dilbilgisel cinsiyet
eril
çoğul biçim
levers
Örnekler
Le lever est toujours difficile en hiver. 

Kalkmak her zaman kışın zordur.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store