despotdeveloped country
/ 34
despotdeveloped country
despot[n]

despot

despotic[adj]

despotik,zorbaca

despotism[n]

despotizm,zulüm

dessert[n]

tatlı

dessert plate[n]

tatlı tabağı

dessert spoon[n]

tatlı kaşığı

dessert wine[n]

tatlı şarabı

destabilize[v]

istikrarsızlaştırmak

destination[n]

varış yeri

destination charge[n]

varış ücreti,nakliye masrafı

destination restaurant[n]

şehirarası restoran

destination wedding[n]
destined[adj]

kaderinde olan,alnına yazılmış

destiny[n]

kader

destitute[adj]

muhtaç

destitution[n]

yoksunluk

destroy[v]

yok etmek

destroyed[adj]

harap olmuş

destroyer[n]
destruction[n]

yıkım

destructive[adj]

yıkıcı

destructively[adv]

yıkıcı bir şekilde,zarar vererek

desuetude[n]

kullanmama

desultory[adj]

gelişigüzel

detach[v]

ayırmak,koparmak

detachable[adj]

çıkarılabilir,ayrılabilir

detachable thumb[n]

çıkarılabilir başparmak

detached[adj]

bağımsız

detached house[n]

müstakil ev

detachment[n]

kopma,ayrılma

detail[n][v]

teferruat • görevlendirmek,atamak

detailed[adj]

ayrıntılı

detain[v]

tutuklamak

detainee[n]

tutuklu,mahkum

detect[v]

keşfetmek

detectable[adj]

algılanabilir

detection[n]

tespit,keşif

detection dog[n]

arama köpeği

detective[n]

dedektif

detective fiction[n]

polisiye roman

detective novel[n]

dedektif romanı,polisiye roman

detective story[n]

polisiye

detective work[n]

soruşturma

detente[n]

yumuşama,rahatlama

detention[n]

ders bitimi okulda kalma cezası

detention center[n]

nezarethane

deter[v]

vazgeçirmek

detergent[n][adj]

deterjan • deterjan,temizleyici

deteriorate[v]

kötüye gitmek

determinant[n][adj]

belirleyici,belirleyici faktör • belirleyici,kritik

determinate[adj]

belirli

determination[n]

azim

determine[v]

belirlemek

determined[adj]

azimli

determiner[n]

belirleyici,belirleyici faktör

determiner phrase[n]

belirleyici öbeği

determining[adj]

belirleyici,karar verici

determinism[n]

gerekircilik

deterministic[adj]

deterministik

deterrent[n][adj]

vazgeçirici şey • caydırıcı,önleyici

detest[v]

nefret etmek

detestable[adj]

iğrenç,nefret edilesi

detestation[n]

nefret,tiksinti

dethaw[v]

çözmek,erimek

detonate[v]

patlatmak

detonation[n]

patlama,infilak

detonator[n]

patlayıcı düzenek,ateşleyici

detonography[n]

patlamalı sanat

detour[n][v]

dolambaç,sapma • sapmak,dolambaçlı yoldan gitmek

detox[n][v]

zehir tedavisi bölümü • toksinlerden arındımak

detoxification[n]

detoksifikasyon

detoxify[v]

detoksifiye etmek

detract[v]

azaltmak

detract from[v]

gölgelemek,azaltmak

detraction[n]

kötüleme

detractor[n]

eleştirmen,karalayıcı

detrain[v]

trenden inmek,trenden ayrılmak

detriment[n]

hasar

detrimental[adj]

hasar verici

detrition[n]

sürtünme,basınçla sürtünme

detritivore[n]

detritivor,çürükçül organizma

detritus[n]

döküntü

detumescence[n]

detumesans

deuce[n]

ikili

deuce coupe[n]

bir deuce coupe,iki kişilik yüksek performanslı bir otomobil

deuce to seven triple draw[n]

deuce to seven triple draw

deuce-ace[n]

üç,üç sayısı

deucedly[adv]

şeytanca,korkunç derecede

deus ex machina[n]

makine tanrısı

deuteragonist[n]

ikincil oyuncu

devalue[v]

değerini düşürmek, itibarını zedelemek

devanagari[n]

Devanagari

devastate[v]

harap etmek

devastated[adj]

şok olmuş

devastating[adj]

incitici,alaycı

devastatingly[adv]

yıkıcı bir şekilde,feci şekilde

devastation[n]

yıkım,tahribat

develop[v]

gelişmek

developed[adj]

gelişmiş

developed country[n]

gelişmiş ülke,sanayileşmiş ülke

LanGeek
Uygulamayı İndir