dead enddebt
/ 34
dead enddebt
dead end[n]

çıkmaz sokak,ölü sokak

dead hand[n]

ölü el,geçmiş olayların veya kararların baskıcı etkisi

dead heat[n]

berabere biten yarış

dead in the water[phrase]

tamamen çıkmaza girmiş

dead inside[adj]

içi ölü,içi boş

dead loss[n]

tamamen boşa giden

dead man walking[phrase]

koltuğu sallantıda

dead man's handle[n]

ölü adamın kolu,güvenlik tertibatı

dead of night[phrase]

gecenin körü

dead of winter[phrase]
dead on arrival[phrase]

başarısız

dead on feet[phrase]
dead presidents[n]

yeşil,kağıt para

dead ringer[n]

tıpatıp aynısı

dead set[phrase]

kesin kararlı

dead to rights[phrase]

inkâr edemeyecek şekilde

dead weight[n]

yüksüz ağırlık

dead wood[phrase]
dead-ball line[n]

ölü top çizgisi,ölü gol çizgisi

dead-end[adj]

gelişme vadetmeyen

dead-end job[n]

geleceği olmayan iş

dead-end street[n]

çıkmaz sokak

deadass[n]

bir sıkıcı,bir can sıkıcı

deadbeat[n]

asalak,tembel

deadbolt[n]

kilit dili

deaden[v]

belirsiz veya bulanık hale getirmek,(bir görüntüyü) daha az görünür yapmak

deadened[adj]
deadening[n][adj]

etkisiz hale getirme,işe yaramaz hale getirme • sıkıcı,monoton

deadhead[n]

bir tembel,bir beleşçi

deadlift[n]

deadlift,ölü kaldırma

deadline[n]

süre sonu

deadlock[n]

çıkmaz,kilitlenme

deadlocked[adj]
deadly[adj][adv]

ölümcül • ölümcül

deadly sin[n]

ölümcül günah

deadname[n]

doğumda verilen isim,eski ad

deadpan[adv][adj]

ifadesizce, duygusuzca • ifadesiz,kasıtlı olarak duygusuz

deadstock[v]

orijinal paketinde saklamak,yeni durumda muhafaza etmek

deadwood[n]

yük,ölü ağırlık

deaf[adj][n]

işitme engelli • sağırlar,işitme engelliler

deaf as a post[phrase]

tamamen sağır

deaf-aid[n]

işitme cihazı,işitme aygıtı

deafen[v]

sağır etmek,ses geçirmez hale getirmek

deafening[adj]

sağırlaştıran

deafness[n]

sağırlık

deal[v][n]

değinmek • anlaşma

deal breaker[n]

anlaşmayı bozan durum

deal in[v]

iş yapmak,uğraşmak

deal with[v]

halletmek

deal-of-the-day[n]

günün fırsatı,günün anlaşması

dealer[n]

tüccar,satıcı

dealership[n]

bayi,yetkili satıcı

dealing[n]

mükemmel koşullar,harika dalgalar

dean[n]

dekan

dear[adj][n][adv]

sevgili • sevilen kimse • pahalıya,büyük bedelle

dearly[adv]

derinden,büyük bir sevgiyle

dearth[n]

kıtlık,yokluk

death[n]

ölüm

death 'n' roll[n]

Death 'n' roll

death adder[n]

acanthophis

death certificate[n]

ölüm belgesi,ölüm sertifikası

death drop[n]

ölüm düşüşü,ölüm inişi

death metal[n]

death metal

death penalty[n]

ölüm cezası

death rock[n]

ölüm rock

death sentence[n]

ölüm cezası,idam cezası

death spiral[n]

ölüm spirali,ölümcül spiral

death squad[n]

ölüm mangası

death toll[n]

ölü sayısı

deathcore[n]

deathcore

deathly[adj][adv]
deathwatch[n]

ölüm saati,ağaç kurdu

deathwatch beetle[n]

ölüm bekçisi böceği

debacle[n]

ani çökme

debase[v]

değerini düşürmek

debasing[adj]

aşağılayıcı,değer düşürücü

debatable[adj]

tartışılabilir

debate[n][v]

münazara • müzakere etmek

debating society[n]

münazaralar düzenleyen kurum

debauch[n][v]

debaş,çılgın eğlence • baştan çıkarmak

debauched[adj]

ahlaksız

debauchee[n]

ahlaksız,sefa düşkünü

debauchery[n]

ahlaksızlık,sefahet

debenture[n]

borç senedi

debile[adj]

zayıf

debilitate[v]

güçsüzleştirmek

debilitated[adj]

zayıflamış,bitkin

debilitating[adj]

zayıflatıcı,güçten düşürücü

debilitative[adj]

zayıflatıcı

debility[n]

bitkinlik

debit[n][v]

borç • borçlandırmak,borç kaydetmek

debit card[n]

banka kartı

debonair[adj]

neşeli,kendinden emin

debonaire[adj]

neşeli,kendinden emin

debone[v]

kılçıklarını ayıklamak,kemiklerini çıkarmak

deboned[adj]

kemikleri alınmış,kemiği çıkarılmış

debonnaire[adj]

zarif, çekici

deboss[v]

kabartma baskı yapmak,yüzeyin altına tasarım basmak

debris[n]

kırıntı

debt[n]

borç

LanGeek
Uygulamayı İndir