Ara
faint
01
zayıf, hafif
barely noticeable or weak in intensity
Örnekler
The writing on the old letter was so faint that it was almost illegible.
Eski mektuptaki yazı o kadar soluktu ki neredeyse okunamıyordu.
Örnekler
There was a faint hint of perfume in the air.
Havada hafif bir parfüm kokusu vardı.
03
zayıf, cılız
performed or done weakly or with little energy
Örnekler
Despite her faint protest, she eventually agreed to go along with their plans.
Zayıf itirazına rağmen, sonunda onların planlarına uymayı kabul etti.
Örnekler
After the long workout, she felt faint and had to sit down to regain her strength.
Uzun antrenmandan sonra bayılacak gibi hissetti ve gücünü geri kazanmak için oturmak zorunda kaldı.
05
çekingen, tereddütlü
easily intimidated or hesitant
Örnekler
His faint demeanor during the critical moment indicated he was n't ready for the responsibility.
Kritik anındaki çekingen tavrı, sorumluluğa hazır olmadığını gösteriyordu.
to faint
01
kendinden geçmek
to suddenly lose consciousness from a lack of oxygen in the brain, which is caused by a shock, etc.
Intransitive
Örnekler
She often faints at the sight of needles, making medical appointments challenging.
İğne görünce sık sık bayılır, bu da tıbbi randevuları zorlaştırır.
Örnekler
The distant music seemed to faint as they walked further away.
Uzaklardaki müzik, uzaklaştıkça zayıflıyor gibi görünüyordu.
Örnekler
His confidence started to faint as doubts crept into his mind.
Şüpheler zihnine sızmaya başladıkça özgüveni zayıflamaya başladı.
Faint
01
baygınlık
a brief loss of consciousness caused by a temporary drop in blood flow to the brain
Örnekler
The old man 's faint was quickly addressed by paramedics, who checked his vital signs.
Yaşlı adamın bayılması, hayati belirtilerini kontrol eden paramedikler tarafından hızla ele alındı.
Leksikal Ağaç
faintly
faintness
faint



























