pretendingprince of darkness
/ 47
pretendingprince of darkness
pretending[n]

numara yapma,gibi görünme

pretense[n]

bahane,gösteriş

pretentious[adj]

iddialı

pretentiously[adv]

kibirli bir şekilde,gösterişli bir biçimde

preterite[n]

belirli geçmiş zaman,di'li geçmiş zaman

preterm[adj][adv]

prematüre,erken doğan • erken,vaktinden önce

preternatural[adj]

olağanüstü

pretext[n]

bahane

pretrial[n]

ön duruşma,hazırlık duruşması

prettify[v]

güzelleştirmek,süslemek

prettily[adv]

hoş bir şekilde

pretty[adj][adv][n][v]

güzel • oldukça • süs,aksesuar • güzelleştirmek,süslemek

pretty as a picture[phrase]

göz alıcı güzellikte

pretty much[adv]

hemen hemen,neredeyse

pretty pass[n]

berbat bir durum

pretzel[n]

pretzel

prevail[v]

üstün olmak

prevail on[v]

ikna etmek

prevailing[adj]

yaygın,egemen

prevailing westerly[n]

hakim batı rüzgarları,batıdan esen hakim rüzgarlar

prevalence[n]

yaygınlık

prevalent[adj]

yaygın,hakim

prevaricate[v]

lafı dolandırmak

prevarication[n]

yalan söyleme,gerçeği saptırma

prevaricator[n]

yalancı, düzenbaz

prevenient[adj]

önleyici,önceden olan

prevent[v]

engellemek

preventable[adj]

önlenebilir,kaçınılabilir

preventative[n][adj]

önleyici • önleyici,koruyucu

prevention[n]

önleme

preventive medicine[n]

koruyucu hekimlik

preview[n][v]

ön izleme • önceden görmek

previous[adj]

önceki

previously[adv]

önceden

previse[v]

önceden görmek,tahmin etmek

previsualization[n]

ön görselleştirme

prexy[n]

başkan,rektör

prey[n][v]

av • sömürmek,kötüye kullanmak

prey on[v]

avlayıp yemek

priam[n]

Priam

price[n][v]

fiyat • fiyat koymak

price cut[n]

fiyat indirimi,fiyat düşürme

price fixing[n]

fiyat sabitleme,fiyat anlaşması

price out of the market[phrase]

pahalılaşıp müşteri kaçırmak

price range[n]
price tag[n]

fiyat etiketi

priceless[adj]

çok kıymetli

pricey[adj]

pahalı

prick[v][n]

deliğini açmak,iğnelemek • pislik,şerefsiz

prick punch[n]

işaret zımbası

prick up ears[phrase]

kulak kesilmek

pricker[n]

biz,zımba

prickface[n]

şerefsiz,piç

prickle[n][v]

diken • deliğe sokmak,hafifçe delmek

prickleback[n]

dikenli sırt balığı,sığ kuzey denizlerinin küçük uzun balıkları

prickly[adj]

alıngan,huysuz

prickly pear[n]

kaynana dili

pride[n][v]

özsaygı • övünmek,gurur duymak

pride on[phrase]
priest[n]

papaz

prig[n]

ukala

priggish[adj]

bilgiçlik taslayan

prim[v][adj]

dik bir şekilde giyinmek,titizlikle giyinmek • aşırı resmi

prim and proper[phrase]

Titiz ve düzgün

prima[n][adj]

sofralık elma,yemelik elma • baş rol

prima ballerina[n]

baş balerin

prima donna[n]

primadonna

primacy[n]

öncelik

primal[adj]

ilkel,eski

primal cut[n]

birincil kesim,temel kesim

primarily[adv]

öncelikle

primary[adj][n][v]

esas • ana tüy • meydan okumak,yarışmak

primary care[n]

temel bakım

primary care physician[n]

pratisyen hekim

primary education[n]

ilköğretim,temel eğitim

primary health care[n]

temel sağlık hizmeti

primary ovarian insufficiency[n]

primer over yetmezliği

primary school[n]

ilkokul

primary stress[n]

vurgu

primary tooth[n]

süt dişi,birincil diş

primate[n]

primat

prime[adj][n][v]

en önemli • asal sayı,asal • hazırlamak,kurmak

prime meridian[n]

sıfır meridyen

prime minister[n]

başbakan

prime number[n]

asal sayı

prime of life[phrase]

hayatın en güzel dönemi

prime quantity[n]

asal sayı

prime time[n]

televizyonun en çok izlendiği saatler

primer[n]

okuma kitabı

primeval[adj]

ilkel

primitive[adj][n]

primitif • ilkel,kök

primitive art[n]

ilkel sanat

primitivism[n]

İlkelcilik

primordial[adj]

ilkel

primp[v]

kendine çeki düzen vermek

primping[n]

özenli bakım,titiz temizlik

prince[n]

prens

prince albert[n]

Prens Albert takım elbisesi

prince charming[n]

beyaz atlı prens

prince of darkness[n]

Karanlığın Prensi,Şeytan

LanGeek
Uygulamayı İndir