preposterouspretender
/ 47
preposterouspretender
preposterous[adj]

abes

preposterously[adv]

saçma bir şekilde,gülünç bir şekilde

prepotently[adv]

üstünlük taslayarak,zorbalıkla

preppy[adj]

hazırlık öğrencisi

prepress[n]

baskı öncesi

prepuce[n]

prepüs

prequel[n]

ön bölüm

prerecord[v]

önceden kaydetmek

prerequisite[n][adj]

ön koşul • önceden gerekli

prerogative[n]

imtiyaz,ayrıcalık

presage[v][n]

işaret etmek,haber vermek • alamet,kehanet

presbyterianism[n]

Presbiteryenlik,Presbiteryenlik

preschool[n][adj]

anaokulu • okul öncesi,anaokulu

prescience[n]

önsezi

prescient[adj]

önsezileri güçlü

prescribe[v]

reçete etmek,emretmek

prescript[n]

emir

prescription[n][adj]

reçete • reçeteli ilaç

prescription charge[n]

reçete ücreti,reçeteli ilaç bedeli

prescription drug[n]

reçeteli ilaç

prescriptive[adj]

kuralcı,normatif

preseason[n]

ön sezon

presence[n]

varlık,mevcut olma

present[n][adj][v]

şu an • hazır • sunmak,göstermek

present arms[phrase]
present itself[phrase]
present moment[n]

şimdiki an,mevcut zaman

present participle[n]

geniş zaman ortacı

present perfect[n]

geçmiş belirsiz zaman

present perfect progressive[n]

sürekli belirsiz geçmiş

present progressive[n]

şimdiki zaman kipi

present simple[n]

geniş zaman

present tense[n]

şimdiki zaman

present-day[adj]

günümüz,çağdaş

presentable[adj]

düzgün görünüşlü

presentation[n]

takdim etme

presentational acting[n]

sunumlu oyunculuk

presenter[n]

takdimci

presentiment[n]

önsezi

presently[adv]

biraz sonra,yakında

presentment[n]

jüri raporu

preservation[n]

koruma

preservationist[n]

koruma uzmanı,korumacı

preservative[n][adj]

koruyucu • koruyucu,muhafaza edici

preserve[v][n]

muhafaza etmek • imtiyaz,özel alan

preserved[adj]

korunmuş,muhafaza edilmiş

preside[v]

yönetmek (resmi bir toplantı ya töreni)

preside over[v]

başkanlık etmek,yönetmek

presidency[n]

cumhur başkanlığı dönemi

president[n]

cumhurbaşkanı

presidential[adj]

cumhurbaşkanlığına ilişkin

press[v][n]

bastırmak,sıkmak • matbaa makinesi

press agent[n]

basın sözcüsü

press association[n]

basın kurumu

press conference[n]

basın toplantısı

press down[v]

bastırmak,aşağıya doğru itmek

press for[v]

ısrar etmek, baskı yapmak

press freedom[n]

basın özgürlüğü

press gallery[n]

basın galerisi,basın tribünü

press home[phrase]

bir şeyi iyice vurgulamak

press home advantage[phrase]

üstünlüğünü kullanmak

press kit[n]

basın kiti

press on[v]

devam etmek,ilerlemek

press out[v]

çıkarmak,sıkmak

press release[n]

basın açıklaması

press stud[n]

pres düğme,tık düğme

press-up[n]

şınav

pressed[adj]

ütülmüş,düzleştirilmiş

pressed cookie[n]

preslenmiş kurabiye

pressed flower craft[n]

çiçek kurutma sanatı

pressed for time[phrase]

zamanı dar olmak

presser foot[n]

baskı ayağı

pressing[adj][n]

acil,önemli • presleme,sıkıştırma

pressingly[adv]

acil bir şekilde,ısrar ile

pressman[n]

baskıcı,matbaacı

pressure[n][v]

baskı • baskı yapmak

pressure cooker[n]

düdüklü tencere

pressure fry[v]

düdüklü tencerede pişirmek

pressure gradient[n]

basınç gradyanı,basınç değişimi

pressure group[n]

çıkar grubu

pressure washer[n]

yüksek basınçlı yıkayıcı

pressure-cook[v]

düdüklü tencerede pişirmek

pressurize[v]

baskı yapmak

pressurized[adj]

basınçlı,basınçlandırılmış

prestidigitator[n]

el çabukluğu yapan,illüzyonist

prestige[n]

prestij

prestigious[adj]

prestijli

presto[adv][adj][n]

aniden, birdenbire • hızlı, çabuk • presto

presumable[adj]

muhtemel,varsayılabilir

presumably[adv]

muhtemelen

presume[v]

varsaymak

presumption[n]

varsayma

presumptive[adj]

varsayımsal

presumptuous[adj]

küstah

presupposition[n]

varsayım

preteen[n][adj]

9-12 yaş arası çocuk • ergenlik öncesi

preteenager[n]

ergenlik öncesi,preteen

pretend[v][n][adj]

mış gibi yapmak • numara,yapmacık • hayali,kurgusal

pretended[adj]

numaracı,sahte

pretender[n]

sahtekar,taklitçi

LanGeek
Uygulamayı İndir