dim
dim
dɪm
dim
nimgymmymvim

"dim"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

01

loş

lacking brightness or sufficient light 
dim definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
dimmest
karşılaştırma derecesi
dimmer
derecelendirilebilir
Örnekler
The dim hallway was illuminated only by a flickering candle. 

Loş koridor sadece titreyen bir mumla aydınlatılmıştı.

02

donuk, az parlak

lacking brightness or mental sharpness 
dim definition and meaning
Örnekler
His dim responses during the class indicated a struggle to grasp the fundamental principles of the subject. 

Ders sırasındaki donuk yanıtları, konunun temel ilkelerini kavramakta zorlandığını gösteriyordu.

03

belirsiz, bulanık

(of an object or shape) not clearly seen because of distance, darkness, etc. 
Örnekler
The dim outline of the mountains appeared through the fog. 

Dağların belirsiz silueti sisin arasından göründü.

3.1

belirsiz, bulanık

not vividly remembered or clearly articulated in one’s thoughts 
Örnekler
As he recounted the story, only dim memories of his childhood surfaced. 

Hikayeyi anlatırken, çocukluğuna dair yalnızca silik anılar su yüzüne çıktı.

04

soluk, loş

(of light or color) lacking intensity or not easily perceptible 
Örnekler
The dim light from the candle flickered softly in the dark room. 

Mumdan gelen loş ışık karanlık odada yumuşakça titriyordu.

05

kasvetli, umut kırıcı

conveying a sense of bleakness or lack of optimism about future possibilities 
Örnekler
The dim prospects of finding a solution to the problem left everyone feeling disheartened. 

Soruna bir çözüm bulmanın soluk umutları herkesi cesaretini kırmış hissettirdi.

06

donuk, solgun

(of eyes) lacking brightness or clarity, often appearing dull or unfocused 
Örnekler
After a long day at work, her eyes looked dim from exhaustion. 

Uzun bir iş gününün ardından, gözleri yorgunluktan donuk görünüyordu.

07

boğuk, belirsiz

(of a sound) muffled or lacking in clarity and sharpness 
Örnekler
The music from the party was dim, barely reaching my ears through the closed window. 

Partiden gelen müzik boğuktu, kapalı pencereden zar zor kulağıma ulaşıyordu.

to dim
01

karartmak, loşlaştırmak

to make something less bright or shiny 
Transitive: to dim lights or a source of light
to dim definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
dim
3. tekil kişi
dims
şimdiki zaman ortacı
dimming
basit geçmiş zaman
dimmed
geçmiş zaman ortacı
dimmed
Örnekler
She dims the lights in the evening for a cozy atmosphere. 

O, rahat bir atmosfer için akşamları ışıkları karartır.

02

solmak, zayıflamak

to become less intense or prominent 
Intransitive
Örnekler
As the excitement of the concert faded, the cheers from the crowd dimmed to a quiet murmur. 

Konserin heyecanı azalırken, kalabalığın tezahüratları sessiz bir mırıltıya zayıfladı.

03

kör etmek, karartmak

to blind or obscure someone's vision 
Transitive: to dim someone's vision
Örnekler
The sudden glare of the headlights dimmed his eyes for a moment, causing him to squint. 

Farın ani parıltısı gözlerini bir anlığına kararttı, onu gözlerini kısmaya zorladı.

04

kararmak, solmak

to gradually reduce in brightness or intensity 
Intransitive
Örnekler
As the sun dipped below the horizon, the light began to dim, signaling the approach of evening. 

Güneş ufkun altına indikçe, ışık sönmeye başladı ve akşamın yaklaştığını haber verdi.

05

kısmak, azaltmak

to adjust the intensity of a vehicle's headlights by lowering their beam, to prevent blinding or dazzling oncoming drivers 
Transitive: to dim a vehicle's headlights
Örnekler
As the car approached another vehicle on the dark road, the driver dimmed the headlights to ensure the safety of both drivers. 

Araba karanlık yolda başka bir araca yaklaşırken, sürücü her iki sürücünün güvenliğini sağlamak için farları kıstı.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store