dull
dull
dʌl
dal
elulfulskulltulle

"dull"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

dull
01

soluk

not reflecting or emitting much light 
dull definition and meaning
Örnekler
The dull glow of the candle barely lit the room. 

Mumyanın donuk ışığı odayı zar zor aydınlatıyordu.

02

kör, keskin olmayan

(of an object or surface) lacking a sharp or pointed edge, making it unsuitable for cutting, piercing, etc. 
dull definition and meaning
Örnekler
The dull knife struggled to slice through the bread. 

Kör bıçak ekmeği kesmekte zorlandı.

03

mat

(of colors) not very bright or vibrant 
dull definition and meaning
Örnekler
His artwork used a palette of dull earth tones, evoking a sense of nostalgia. 

Sanat eseri, nostalji duygusunu uyandıran soluk toprak tonlarından oluşan bir palet kullandı.

04

donuk, yavaş

lacking sharpness in intellect 
dull definition and meaning
Örnekler
He felt dull when struggling to grasp the complex concepts in class. 

Sınıftaki karmaşık kavramları kavramak için mücadele ederken kendini donuk hissetti.

05

bulutlu

(of weather or sky) overcast, cloudy, or lacking brightness 
dull definition and meaning
Örnekler
The sky was dull and overcast, casting a gray pall over the landscape. 

Gökyüzü donuk ve bulutluydu, manzaraya gri bir örtü seriyordu.

06

donuk

boring or lacking interest, excitement, or liveliness 
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
dullest
karşılaştırma derecesi
duller
derecelendirilebilir
Örnekler
The dull presentation failed to engage the audience. 

Sıkıcı sunum, izleyicileri etkilemeyi başaramadı.

6.1

sıkılmış, ilgisiz

(of a person) feeling bored or uninterested 
Örnekler
He felt dull after hours of listening to the monotonous lecture. 

Monoton bir dersi saatlerce dinledikten sonra kendini sıkılmış hissetti.

07

donuk, hafif

(of pain) not sharp or intense 
Örnekler
The dull pain in his back was manageable, unlike the sharp aches he had experienced before. 

Sırtındaki donuk ağrı, daha önce yaşadığı keskin ağrıların aksine yönetilebilirdi.

08

donuk, hareketsiz

(of business) slow in action or lacking activity 
Örnekler
The dull market made it hard for investors to find good opportunities. 

Donuk piyasa, yatırımcıların iyi fırsatlar bulmasını zorlaştırdı.

09

donuk, kör

lacking sharpness in perception 
Örnekler
Her dull hearing made it difficult for her to follow the conversation. 

Onun donuk işitmesi, konuşmayı takip etmesini zorlaştırıyordu.

10

donuk, boğuk

(of a sound) having a muted or indistinct quality 
Örnekler
The dull hum of the refrigerator in the kitchen persisted throughout the night. 

Mutfaktaki buzdolabının donuk uğultusu gece boyunca devam etti.

to dull
01

solmak, parlaklığını kaybetmek

to lose brightness or sheen, becoming less vibrant or lustrous over time 
Intransitive
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
dull
3. tekil kişi
dulls
şimdiki zaman ortacı
dulling
basit geçmiş zaman
dulled
geçmiş zaman ortacı
dulled
Örnekler
The once-bright silverware began to dull after years of regular use. 

Bir zamanlar parlak olan gümüş eşyalar, yıllarca düzenli kullanım sonrasında matlaşmaya başladı.

02

solmak, donuklaşmak

to become less captivating over time 
Örnekler
The excitement of the new show began to dull after a few episodes. 

Yeni şovun heyecanı birkaç bölüm sonra körelmeye başladı.

03

bastırmak, azaltmak

to muffle a sound or noise, reducing its intensity or clarity 
Transitive
Örnekler
The thick walls dulled the sound of the construction outside. 

Kalın duvarlar dışarıdaki inşaatın sesini bastırdı.

04

hafifletmek, körletmek

to make a feeling or sensation less intense or painful 
Örnekler
Time dulled the pain of her loss, making it easier to cope. 

Zaman, kaybının acısını hafifletti, başa çıkmayı kolaylaştırdı.

05

körletmek, keskinliğini azaltmak

to make a knife or blade less sharp 
Transitive
Örnekler
The constant use dulled the blade of his kitchen knife. 

Sürekli kullanım, mutfak bıçağının keskinliğini köreltti.

06

körleşmek, keskinliğini kaybetmek

(of a knife or blade) to become less sharp 
Intransitive
Örnekler
Over time, the knife will dull if not properly maintained. 

Zamanla, bıçak uygun şekilde bakım yapılmazsa körelir.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store