for the most partforest
/ 29
for the most partforest
for the most part[adv]

çoğunlukla

for the purpose of[prep]

amacıyla,gayesiyle

for the record[phrase]

kayıtlara geçsin

for the rest of[phrase]
for the sake of[prep][phrase]

uğruna • öylesine

for the thousandth time[phrase]

bininci kez

for the time being[adv]

şimdilik

for toffee[phrase]

hiç becerememek

for want of[phrase]

bir şeyin yokluğundan

for what it is worth[phrase]

bir faydası olur mu bilmem ama

for wisdom will enter your heart and knowledge will be pleasant to your soul[sentence]
for words[phrase]

tarifsiz

for years to come[phrase]
for you page[n]

senin için sayfası,kişiselleştirilmiş akış

for your information[phrase]

bilginize

forage[n][v]

yem,yiyecek arama • yiyecek aramak,foraj yapmak

foraging[n]

arama (yiyecek vb)

foramen magnum[n]

foramen magnum

foramen of monro[n]

foramen of monro

foray[n][v]

baskın,ani saldırı • akın etmek

forbear[v]

sabretmek

forbearance[n]

bir hak talebinin ertelenmesi

forbearing[adj]

sabırlı,hoşgörülü

forbid[v]

yasaklamak

forbidden[adj]

yasaklı

forbidden fruit[n]

yasak meyve

force[n][v]

güç • mecbur etmek

force field[n]

kuvvet alanı,güç alanı

force follow shot[n]

kuvvetli takip vuruşu,zorlamalı takip atışı

force hand[phrase]

mecbur bırakmak

force out[v]

çıkarmak,zorla çıkarmak

force play[n]

zorunlu oyun,zorunlu hareket

force the issue[phrase]

karar vermeye zorlamak

force-out[n]

zorunlu çıkış,zorlamalı out

forced arch[n]

forced arch hareketi

forced landing[n]
forced perspective[n]

zorlanmış perspektif

forceful[adj]

güçlü,kuvvetli

forcefully[adv]

güçlü bir şekilde,ikna edici bir şekilde

forcefulness[n]

kuvvet,şiddet

forceps[n]

forseps

forcible[adj]

zora dayanan

forcibly[adv]

zorla,kuvvetle

ford[v][n]

nehirden yaya geçmek • sığ geçit,nehir geçişi

fore[n][adj][adv]
fore edge[n]

ön kenar

fore street[n]

Ana Cadde,Büyük Sokak

fore-edge painting[n]

kitabın ön kenarına yapılan resim

forearm[n][v]

önkol • hazırlamak,silahlandırmak

forebear[n]

ata,ecdad

forebode[v]

önceden hissetmek

foreboding[n][adj]

içine doğma • tehlikeli

forecar[n]

forecar,ön koltuklu motosiklet

forecast[v][n]

tahmin etmek • tahmin

forecastle[n]

üst güverte

forechecking[n]

forechecking,ofansif baskı

foreclose[v]

ipotekli malı sahibinin elinden almak

forecourt[n]

avlu

foredoom[v]

başarısız olacağı belli olmak

forefather[n]

ata

forefinger[n]

işaret parmağı

forefoot[n]

ön ayak

forefront[n]

en önemli konum

forego[v]

önce gelmek

foregone conclusion[n]

baştan belli sonuç

foreground[n][v]

ön plan • ön plana çıkarmak,önemli göstermek

forehand[n][adj]

forehand,ön vuruş • forehand,avuc içi vuruş

forehand drive[n]

forehand vuruş,forehand drive

forehand grip[n]

forehand tutuş,ön tutuş

forehand shot[n]

forehand vuruşu,ön vuruş

forehand smash[n]

forehand smash,ön vuruş smaç

forehead[n]

alın

forehead lift[n]

alın germe

foreign[adj]

yabancı

foreign country[n]

yabancı ülke,yabancı devlet

foreign rights[n]

yabancı yayın hakları

foreigner[n]

yabancı

foreknowledge[n]

önbilgi

foreland[n]

burun,çıkıntı

forelock[n]

perçem

foreman[n]

ustabaşı

foremost[adj][adv]

önde gelen • öncelikle,her şeyden önce

forename[n]

ön ad,ilk ad

forenoon[n]

öğleden önce,sabah vakti

forensic[adj]

münazaraya ait

forensic linguistics[n]

adli dilbilim

forensic medicine[n]

adli tıp

forensics[n]

adli tıp

foreordain[v]

önceden karar vermek

foreordination[n]

alın yazısı

forepart[n]

ön kısım,ön taraf

foresail[n]

ön yelken

foresee[v]

öngörmek

foreseeable[adj]

öngörülebilir,foreseeable

foreshadow[v]

önceden belirtmek

foreshadowing[n][adj]

sezdirme • önceden haber veren,işaret eden

foreshore[n]

suların çekildiği kıyı

foresight[n]

öngörü

foreskin[n]

prepüs

forest[n][v]

orman • ağaçlandırmak,ormanlaştırmak

LanGeek
Uygulamayı İndir