friend at courtfront matter
/ 29
friend at courtfront matter
friend at court[phrase]

nüfuzlu tanıdık

friend request[n]

arkadaşlık isteği

friend zone[v]

friendzone yapmak,arkadaş bölgesine koymak

friendless[adj]

arkadaşsız,toplumdan dışlanmış

friendliness[n]

samimiyet

friendly[adj][n]

şefkatli • müttefikler,dost kuvvetler

friendly relationship[n]

dostane ilişki,arkadaşlık

friends in high places[phrase]

nüfuzlu tanıdıklar

friends with benefits[n]

faydalı arkadaşlar,menfaatli arkadaşlık

friendship[n]

arkadaşlık

frier[n]

kızartmalık tavuk,genç tavuk

fries[n]

patates kızartması

friesian[n]

siyah alaca

frieze[n]

friz

frieze carpet[n]

frije halı

frig[v]

sikmek,düzmek

frigate[n]

fırkateyn,savaş gemisi

frigate bird[n]

fregat kuşu

frigg[n]

Frigg

frigging[adj]

lanet,kahrolası

fright[n][v]

korku • korkutmak,ürpertmek

frighten[v]

korkutmak

frighten out of wits[phrase]

birinin ödünü koparmak

frightened[adj]

ürkmüş

frightening[adj]

korkutucu

frighteningly[adv]

korkunç bir şekilde,ürkütücü bir şekilde

frightful[adj]

korkunç

frightfully[adv]

korkunç derecede,fevkalade

frigid[adj]

çok soğuk

frigid zone[n]

soğuk kuşak,kutup bölgesi

frigidity[n]

frijidite,cinsel duyarsızlık

frigidly[adv]

soğukça, buz gibi

frigidness[n]

soğukluk,sevgi eksikliği

frilled lizard[n]

jiletli yılan boyunlu kertenkele

frilly[adj]

fırfırlı

fringe[n][v]

dış • püsküllemek,saçaklarla süslemek

fringe benefit[n]

ayrıcalıklı fayda

fringe medicine[n]

alternatif tıp

fringe theatre[n]

avangard tiyatro

fringed[adj]

saçaklı

frisbee[n]

frizbi

frisian[n]

Frizce,Friz dili

frisk[n][v]

arama,üst arama • aramak,üstünü aramak

frisson[n]

korku hissi

frit[n][adj]

cam hamuru • korkmuş,ürkmüş

fritter[n][v]

graham kraker • boşa harcamak,savurganlık yapmak

fritter away[v]

boşa harcamak

fritz out[v]

bozulmak,arıza yapmak

frivolity[n]

havailik,önemsizlik

frivolous[adj]

hafifmeşrep

frivolously[adv]

havai bir şekilde,ciddiyetsizce

friyay[n]

Cuma coşkusu,Cuma heyecanı

frizz[n][v]

kıvrım • kıvrılmak

frizzle[v]

cızırdamak

frizzly[adj]

kıvırcık,dalgalı

frizzy[adj]

kıvırcık

frock[n][v]

kadın elbisesi • elbise giymek,elbise giydirmek

frock coat[n]

redingot

frog[n][v]

kurbağa • kurbağa avlamak

frog and toad[phrase]
frogeye salad[n]

bir tür makarna salatası

froglet[n]

küçük kurbağa

frogmarch[v]

zorla götürmek,zorla sürüklemek

frogmouth[n]

podargidae

frogspawn[n]

kurbağa yumurtası

froissage[n]

kağıt buruşturma sanatı

frolic[n][v]

şenlik,eğlence • sıçrayıp oynamak

frolicsome[adj]

oynak

from[prep]

[-dan/den]

from a to b[phrase]

bir yerden başka bir yere

from a to z[phrase]

A'dan Z'ye

from all over[adv]

her yerden,dört bir yandan

from cradle to grave[phrase]

beşikten mezara

from day one[phrase]

en başından beri

from day to day[phrase]

günden güne

from father to son[phrase]

babadan oğula

from head to toe[adv]

baştan ayağa,tepeden tırnağa

from heart[phrase]

yürekten

from out of town[adv]
from pillar to post[phrase]

oradan oraya

from rags to riches[phrase][adj]

yokluktan zenginliğe • paçavralardan zenginliğe,fakirlikten zenginliğe

from scratch[phrase]

sıfırdan

from the ground up[phrase]
from the horse's mouth[phrase]

birinci ağızdan

from the word go[phrase]

en başından beri

from time to time[adv]

zaman zaman

from zero to hero[phrase]

sıfırdan zirveye

fromage frais[n]

bir tür kremalı Fransız peyniri

front[n][adj][v]

ön taraf • ön • yüzleşmek,karşı koymak

front bench[n]

bakanlar sırası,ön sıra

front burner[n]

acil öncelik

front cover[n]

ön kapak

front desk[n]

resepsiyon

front door[n]

ön kapı

front end[n]

ön,ön kısım

front entrance[n]

ön giriş,giriş kapısı

front for[phrase]
front line[n]

ön cephe,ön hat

front man[n]

paravan adam,cephe adamı

front matter[n]

ön bölümler

LanGeek
Uygulamayı İndir