Ara
to snag
01
takılmak, yırtmak
to catch something on a sharp or rough object, resulting in damage or tearing
Transitive: to snag sth on a sharp object
Örnekler
She accidentally snagged her dress on a rusty nail, causing a tear in the fabric.
Kazara elbisesini paslı bir çiviye takarak kumaşta bir yırtığa neden oldu.
02
takılmak, yakalanmak
to become entangled or caught on a sharp object or projection
Intransitive: to snag on a sharp object
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
snag
3. tekil kişi
snags
şimdiki zaman ortacı
snagging
basit geçmiş zaman
snagged
geçmiş zaman ortacı
snagged
Örnekler
The fishing line snagged on a submerged branch, causing the angler to lose their lure.
Olta ipi su altındaki bir dala takıldı, bu da balıkçının yemini kaybetmesine neden oldu.
03
yakalamak, elde etmek
to catch or obtain something unexpectedly or with difficulty
Transitive: to snag sth
Örnekler
She managed to snag a front-row seat at the concert by arriving early.
Konserde erken gelerek ön sırada bir koltuk kapmayı başardı.
Snag
01
kusur
a difficulty or problem, particularly a minor, hidden, or unpredicted one
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
snags
Örnekler
They hit a snag while assembling the furniture and had to start over.
Mobilyaları monte ederken bir sorunla karşılaştılar ve yeniden başlamak zorunda kaldılar.
02
yırtık, sökük
an opening made forcibly as by pulling apart
03
bir kütük, ayakta duran ölü bir ağaç
a dead tree that is still standing, usually in an undisturbed forest
04
keskin bir çıkıntı, sivri bir çıkıntı
a sharp protuberance
05
sosis, sucuk
(Australian) a sausage, typically cooked on a barbecue or grill
argo
Örnekler
I grabbed a snag from the barbecue.
Mangaldan bir sosis aldım.



























