to rank
rank
rænk
rānk
gankyankhanklank

"rank"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

to rank
01

derecelendirmek

to position someone or something on a scale based on importance, quality, etc. 
Transitive: to rank sb/sth
to rank definition and meaning
Örnekler
The competition judges will rank the dancers based on their technique and performance. 

Yarışma jürisi, dansçıları teknik ve performanslarına göre sıralayacak.

02

sıralamak, derecelendirmek

to secure a position in a ranking based on measured success or accomplishment 
Linking Verb: to rank [adj] | to rank a position
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
rank
3. tekil kişi
ranks
şimdiki zaman ortacı
ranking
basit geçmiş zaman
ranked
geçmiş zaman ortacı
ranked
Örnekler
She ranked first in her class based on her outstanding academic performance. 

Olağanüstü akademik performansına dayanarak sınıfında birinci sıralandı.

03

sıralamak, aşmak

to be more important or higher in status than someone else 
Transitive: to rank sb
Örnekler
In the army, the general ranks the colonel. 

Orduda, general albayı sıralar.

Rank
01

sıra, dizi

a row or line of people, especially soldiers or police, standing side by side 
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
insan
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
ranks
Örnekler
The soldiers stood in rank, ready for inspection. 

Askerler sıra halinde duruyordu, teftişe hazırdı.

02

rütbe, derece

a person's relative status, position, or level of authority within an organization or society 
Örnekler
The diplomat's rank determined his privileges at the conference. 

Diplomatın rütbesi, konferanstaki ayrıcalıklarını belirledi.

03

asker üyesi

members of the armed forces involving those who have a lower position 
Örnekler
Communication between ranks is vital for operational success in military missions. 

Askeri görevlerde operasyonel başarı için rütbeler arasındaki iletişim hayati önem taşır.

04

makam

a person's position within a social hierarchy or class 
Örnekler
Nobility held the highest rank in medieval society. 

Soylular, ortaçağ toplumunda en yüksek rütbeyi elinde tutuyordu.

05

sınıf

(plural) the people who collectively form a particular group or organization 
Örnekler
The charity relies on volunteers within its ranks to help carry out its mission. 

Hayır kurumu, misyonunu yerine getirmeye yardımcı olmak için saflarındaki gönüllülere güveniyor.

06

taşların yatay sütunu

a horizontal line of spaces across a game board, typically at a right angle to the columns 
Örnekler
The chess pieces were arranged in the back rank at the start of the game. 

Satranç taşları oyunun başında arka sırada düzenlenmişti.

rank
01

çok verimli, son derece verimli

extremely fertile 
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
rankest
karşılaştırma derecesi
ranker
derecelendirilebilir
Örnekler
The farm's rank soil yielded record harvests. 

Çiftliğin verimli toprağı rekor hasatlar verdi.

02

yoğun, gür

growing thickly, densely, or luxuriantly 
Örnekler
The jungle was rank with undergrowth. 

Orman, alt bitki örtüsüyle yoğundu.

03

tam, mutlak

complete or extreme, often used to intensify 
Örnekler
That was rank nonsense—utterly without sense or reason. 

Bu tam bir saçmalıktı—tamamen anlamsız ve mantıksız.

04

açık, bariz

obviously and outrageously bad or offensive 
Örnekler
The company faced backlash for its rank mistreatment of workers. 

Şirket, çalışanlara yönelik açık kötü muamelesi nedeniyle tepkiyle karşılaştı.

05

ağır, kötü kokulu

having a strong and unpleasant taste or smell 
Örnekler
The spoiled milk left a rank taste in his mouth, prompting him to spit it out immediately. 

Bozulmuş süt, ağzında kötü bir tat bıraktı ve hemen tükürmesine neden oldu.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store