to harden
har
ˈhɑ:
haa
den
dən
dēn
harken

"harden"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

to harden
01

sertleştirmek, katılaştırmak

to increase firmness or solidity of something 
Transitive: to harden material
to harden definition and meaning
Örnekler
The painter used a fixative to harden the layers of charcoal on the canvas. 

Ressam, tuval üzerindeki kömür katmanlarını sertleştirmek için bir fiksatif kullandı.

02

sertleşmek, katılaşmak

to increase in firmness or solidity 
Intransitive
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
harden
3. tekil kişi
hardens
şimdiki zaman ortacı
hardening
basit geçmiş zaman
hardened
geçmiş zaman ortacı
hardened
Örnekler
The concrete began to harden as it cured, gradually transforming from a liquid state to a solid structure. 

Beton, kürlenirken sertleşmeye başladı, yavaş yavaş sıvı bir halden katı bir yapıya dönüştü.

03

sertleştirmek, alıştırmak

to make accustomed or less sensitive to unfavorable conditions 
Transitive: to harden sb/sth | to harden sb/sth to unfavorable conditions
Örnekler
Exposure to extreme temperatures can harden plants, enabling them to thrive in arid or cold climates. 

Aşırı sıcaklıklara maruz kalmak bitkileri sertleştirebilir, onların kurak veya soğuk iklimlerde gelişmesini sağlar.

04

sertleştirmek, duyarsızlaştırmak

to make someone's attitude or feelings less sympathetic 
Transitive: to harden sb/sth
Örnekler
Continuous exposure to violence in the media can harden individuals to the suffering of others. 

Medyada şiddete sürekli maruz kalmak, bireylerin başkalarının çektiği acılara karşı duyarsızlaşmasına neden olabilir.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store