Ara
stale
01
bayat
(of food, particularly cake and bread) not fresh anymore, due to exposure to air or prolonged storage
Örnekler
The pastry had gone stale in the display case, losing its flakiness and becoming dry.
Vitrindeki hamur işi bayatlamıştı, gevrekliğini kaybetmiş ve kuru hale gelmişti.
Örnekler
After years of doing the same routine, his job started to feel stale and uninspiring.
Yıllarca aynı rutini yaptıktan sonra, işi bayat ve ilham verici olmayan bir hal almaya başladı.
2.1
bayat, geçersiz
no longer valid or useful because it has not been acted on in time
Örnekler
The debt was considered stale after the statute of limitations passed.
Zamanaşımı süresi geçtikten sonra borç bayat olarak kabul edildi.
Örnekler
The stale air in the office made it hard to concentrate.
Ofisteki bayat hava konsantre olmayı zorlaştırdı.
to stale
01
işemek, çiş yapmak
to urinate, especially used when referring to an animal, particularly a horse
Örnekler
The animal staled by the barn before moving on.
Hayvan, ilerlemeden önce ahırın yanında işedi.
02
bayatlamak, tazeliğini yitirmek
to make something no longer fresh, often due to neglect or lack of use
Transitive
Örnekler
The warm weather staled the bread, making it lose its freshness.
Sıcak hava ekmeği bayatlattı, tazeliğini kaybetmesine neden oldu.
03
bayatlamak, tazeliğini yitirmek
to lose freshness and become dry over time
Intransitive
Örnekler
The rolls staled in the warm, dry air of the kitchen.
Ekmekler, mutfağın sıcak ve kuru havasında bayatladı.
Leksikal Ağaç
staleness
stale



























