Ara
tutmak, tutmak
O, çantasını sıkıca tutar.
yönetmek, idare etmek
Her pazartesi bir toplantı yönetir.
söylemek, ifade etmek
Bu sabah beri garip sözler söylüyor.
dayanmak, karşı koymak
Bu duvar güçlü rüzgara karşı dayanır.
tutmak, almak
Bu kutu çok sayıda kitap alır.
sahip olmak, elinde bulundurmak
Sahip olur büyük bir sermayeye projeleri için.
saymak, görmek
Bu projeyi önemli tutar.
kalmak, durumunu korumak
Kapı bu takozla açık kalır.
sığmak, yerleşmek
Sığar bu valiz arabanın bagajına.
yerine getirmek
Yerine getirdi bana yardım etme sözünü.
sevmek, hoşlanmak
Yıllardır bu spora tutkun.
benzemek
Tutuyor çok babasına.
tutmak, saklamak
Kitabı ellerinde tutuyor.
kontrol etmek
Öfkeye rağmen duygularını kontrol ediyor.
mantıklı olmak, tutarlı olmak
Onun açıklaması mükemmel bir şekilde tutuyor.
önemsemek, değer vermek
Ailesine çok değer verir.
kaynaklanmak, doğmak
Bu sorun, bir iletişim eksikliğinden kaynaklanır.



























