Ara
to fling
01
fırlatmak, atmak
to throw something forcefully and suddenly, often in a less controlled way
Transitive: to fling sth somewhere
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
hareket fiili
düzenli
şimdiki zaman
fling
3. tekil kişi
flings
şimdiki zaman ortacı
flinging
basit geçmiş zaman
flung
geçmiş zaman ortacı
flung
Örnekler
In a fit of anger, he flung the book across the room.
Bir öfke nöbetinde, kitabı odanın diğer tarafına fırlattı.
02
fırlatmak, savurmak
to move rapidly and impulsively
Intransitive: to fling somewhere | to fling to a direction
Örnekler
Caught off guard, he flung backward to avoid the falling debris.
Hazırlıksız yakalanınca, düşen enkazdan kaçınmak için geriye fırladı.
03
atılmak, kendini vermek
to embark on or undertake an activity, venture, or pursuit with energy and determination
Transitive: to fling oneself into an activity or venture
Örnekler
She decided to fling herself into her new hobby of painting, spending hours in the studio each day.
Yeni resim hobisine atılmaya karar verdi, her gün stüdyoda saatler geçiriyor.
Fling
01
anlık heves, kısa süreli tutku
a brief indulgence of your impulses
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
flings
02
genellikle kısa bir deneme
a usually brief attempt
03
fırlatma, atma
the act of flinging
04
bir flört, kısa süreli bir ilişki
a brief, casual, or uncommitted romantic or sexual relationship, often without long-term intentions or emotional attachment
Örnekler
They had a summer fling while traveling abroad, but it ended as soon as they returned home.
Yurtdışında seyahat ederken bir yaz flörtü yaşadılar, ama eve döner dönmez bitti.



























