table
table
teɪbl
teibl
taxabletamable

"table"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

Table
01

masa

furniture with a usually flat surface on top of one or multiple legs that we can sit at or put things on 
table definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
tables
Örnekler
I cleared the table after dinner and washed the dishes. 

Akşam yemeğinden sonra masayı topladım ve bulaşıkları yıkadım.

02

çizelge

a set of facts and figures arranged in rows and columns in a systematic order 
table definition and meaning
Örnekler
The research paper included a table comparing GDP growth across 10 countries. 

Araştırma makalesi, 10 ülke arasında GSYİH büyümesini karşılaştıran bir tablo içeriyordu.

03

yemek, sofra

the food served for a meal, or meals collectively 
Örnekler
There was plenty of delicious table prepared for the celebration. 

Kutlama için hazırlanmış bol miktarda lezzetli masa vardı.

04

bir masa, masa grubu

a group of individuals gathered together around a table for a meal, discussion, or game 
Örnekler
A table of friends gathered for cards. 

Bir masa arkadaş kart oynamak için toplandı.

05

plato, masa

a flat elevated landform with steep sides 
Örnekler
The hikers reached a table overlooking the valley. 

Yürüyüşçüler, vadiye bakan bir masaya ulaştı.

06

bilardo masası, oyun masası

a flat, rectangular surface specially designed for games such as pool, table tennis, or table football, often with boundaries, markings, or nets depending on the sport 
Örnekler
The pool table was recently re-covered in green felt for better ball control. 

Bilardo masası top kontrolünü iyileştirmek için yakın zamanda yeşil keçe ile kaplandı.

to table
01

tablo halinde sunmak, düzenlemek

to organize, present, or record information in rows and columns for reference or analysis 
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
table
3. tekil kişi
tables
şimdiki zaman ortacı
tabling
basit geçmiş zaman
tabled
geçmiş zaman ortacı
tabled
Örnekler
The professor asked students to table their findings clearly. 

Profesör, öğrencilerden bulgularını açık bir şekilde tablolaştırmalarını istedi.

02

ertelemek

to suggest or decide to reschedule discussing something 
Dialectamerican flagAmerican
Örnekler
They decided to table the discussion about the budget until next month. 

Bütçe hakkındaki tartışmayı gelecek ay için ertelemeye karar verdiler.

03

resmi şekilde gündeme getirmek

to formally bring up a proposal, discussion, etc. at a meeting for consideration 
Dialectbritish flagBritish
Transitive: to table a proposal, discussion, etc.
Örnekler
She tabled a motion to discuss increasing funding for public libraries. 

O, halk kütüphanelerine yapılan fon artışını tartışmak için bir önerge sundu.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store