Ara
to wander
Örnekler
He wandered along the beach, listening to the waves and feeling the sand between his toes.
O, dalgaları dinleyerek ve ayak parmaklarının arasında kumu hissederek sahilde dolaştı.
1.1
dolaşmak, gezinmek
to travel around without a clear purpose or direction, often covering a large area
Transitive: to wander a place
Örnekler
He found her wandering the streets late at night, unsure of where to go.
Onu gece geç saatlerde sokaklarda dolaşırken buldu, nereye gideceğini bilmiyordu.
02
dolaşmak, gezinmek
to breach sexual fidelity by engaging in affairs outside a committed relationship
Intransitive
Örnekler
Her choice to wander not only strained their relationship but also sparked a profound reevaluation of personal values.
Onun dolaşma tercihi sadece ilişkilerini germekle kalmadı, aynı zamanda kişisel değerlerin derinlemesine yeniden değerlendirilmesine yol açtı.
03
konudan sapmak, dağılmak
to lose focus or stray from the main point or subject
Intransitive
Örnekler
The speaker 's tendency to wander during interviews made it difficult for the audience to grasp the key points.
Konuşmacının röportajlar sırasında konudan sapma eğilimi, dinleyicilerin ana noktaları kavramasını zorlaştırdı.
04
dolaşmak, gezinmek
to move in a twisting, turning, or circular path
Intransitive
Örnekler
In the open field, the kite started to wander, tracing playful circles in the sky.
Açık alanda, uçurtma gökyüzünde oyunbaz daireler çizerek dolaşmaya başladı.
05
dolaşmak, sapmak
to deviate or go astray from a planned or intended course
Intransitive
Örnekler
In the unfamiliar city, it 's common to wander a bit before finding the correct direction.
Bilinmeyen bir şehirde, doğru yönü bulmadan önce biraz dolaşmak yaygındır.



























