bare
bare
beə
be
bargebardebaryeblare

"bare"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

bare
01

çıplak

(of a part of the body) not covered by any clothing 
bare definition and meaning
Örnekler
She felt the cool breeze on her bare arms as she walked along the beach. 

Plajda yürürken çıplak kollarında serin esintiyi hissetti.

02

asgari, yetersiz

lacking in amount, quantity, or extent 
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
barest
karşılaştırma derecesi
barer
derecelendirilebilir
Örnekler
He had only the bare minimum of supplies. 

Sadece asgari miktarda malzemesi vardı.

03

çıplak, yapraksız

not having the usual or natural covering 
Örnekler
The tree's bare branches reached into the sky. 

Ağacın çıplak dalları gökyüzüne uzanıyordu.

04

çıplak, korunmasız

lacking a protective covering 
Örnekler
Bare wires posed a safety hazard. 

Çıplak teller bir güvenlik tehlikesi oluşturuyordu.

05

boşaltılmış, yoksun

emptied of all nonessential items or contents 
Örnekler
The cabinet was bare after the move. 

Taşınmadan sonra dolap boş kalmıştı.

06

çıplak, korunmasız

offering no protection or refuge 
Örnekler
The mountaintop was bare, offering no refuge from the biting wind. 

Dağın zirvesi çıplaktı, keskin rüzgara karşı hiçbir sığınak sunmuyordu.

07

asgari, en az

at or near the minimum required 
Örnekler
They met the bare requirements for entry. 

Giriş için asgari gereksinimleri karşıladılar.

08

sade, yalın

limited to exactly what is stated, with no extra detail or substance 
Örnekler
The bare idea of leaving home filled him with excitement. 

Evden ayrılmanın sade fikri onu heyecanla doldurdu.

09

sade, yalın

without decoration or embellishment 
Örnekler
The room had a bare style with no decorations. 

Oda, süsleme olmayan çıplak bir stile sahipti.

10

çıplak, ham

unpainted or unpolished 
Örnekler
Bare metal parts were susceptible to rust. 

Çıplak metal parçalar paslanmaya yatkındı.

to bare
01

açığa çıkarmak, ortaya sermek

to make something visible 
Transitive: to bare sth
to bare definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
bare
3. tekil kişi
bares
şimdiki zaman ortacı
baring
basit geçmiş zaman
bared
geçmiş zaman ortacı
bared
Örnekler
With a dramatic flourish, the magician bared the contents of the empty hat, revealing a surprise. 

Dramatik bir hareketle, sihirbaz boş şapkanın içeriğini açığa çıkardı, bir sürpriz ortaya çıkardı.

02

açığa çıkarmak, ortaya sermek

to reveal or expose something 
Transitive: to bare information or facts
Örnekler
In her heartfelt speech, she bared her soul, sharing her deepest fears and insecurities with the audience. 

Samimi konuşmasında, en derin korkularını ve güvensizliklerini seyirciyle paylaşarak ruhunu açtı.

bare
01

gerçekten, süper

used to emphasize quantity or degree 
Dialectbritish flagBritish
argo
dil bilgisi bilgileri
Örnekler
That place sells bare good food, you've got to try it. 

O yer gerçekten güzel yemek satıyor, denemelisin.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store