Ara
little
Örnekler
The little bird chirped softly outside the window, adding melody to the morning.
Küçük kuş pencerenin dışında yumuşakça ötüyor, sabaha melodi katıyordu.
1.1
küçük
(of a person) physically short and small compared to others
Örnekler
The little girl's excitement was evident as she tiptoed to see over the counter.
Tezgahın üzerinden görmek için parmak uçlarına basan küçük kızın heyecanı belliydi.
Örnekler
They took their little daughter to the park for a fun family outing.
Eğlenceli bir aile gezisi için küçük kızlarını parka götürdüler.
Örnekler
She brushed off the criticism as little, knowing it had no real impact on her work.
Eleştirileri önemsiz olarak görmezden geldi, işi üzerinde gerçek bir etkisi olmadığını biliyordu.
Örnekler
He made a little detour to avoid the traffic.
Trafikten kaçınmak için küçük bir sapma yaptı.
04
dar görüşlü, kıt akıllı
narrow-minded or lacking in intellectual depth
Örnekler
Their little perspectives prevented them from seeing the bigger picture.
Onların küçük bakış açıları, büyük resmi görmelerini engelledi.
little
01
biraz
used to indicate a small degree, amount, etc.
Örnekler
There is little room for error in this task.
Bu görevde hata için çok az yer var.



























