east windeclogue
/ 21
east windeclogue
east wind[n]

doğu rüzgarı,poyraz

eastbound[adj]

doğuya giden,doğu yönünde

easter[n]

paskalya bayramı

easter bunny[n]

Paskalya tavşanı,Paskalya tavşanı

easter day[n]

paskalya günü

easter egg[n]

Paskalya yumurtası,Paskalya için süslenmiş yumurta

easter monday[n]

Pazartesi Paskalya,Paskalya Pazartesi (resmi tatil)

easterly[n][adv][adj]

doğu rüzgarı,poyraz • doğuya doğru,doğu yönünde • doğulu,doğudan esen

eastern[adj]

doğuda olan

eastern lowland gorilla[n]

doğu ova gorili

eastern woodrat[n]

kahverengi ağaç faresi

eastward[adv][adj][n]

doğuya doğru,doğu istikametinde • doğuya doğru,doğu yönünde • doğuya doğru,doğu yönü

easy[adj][adv]

kolay • kolayca

easy a[n]

kolay ders,basit ders

easy as anything[phrase]

çok kolay

easy as pie[phrase]

çocuk oyuncağı

easy chair[n]

rahat koltuk

easy listening[n]

hafif müzik

easy money[n]

kolay para

easy way out[phrase]
easy-going[adj]

kaygısız

easy-peasy[adj]

çok kolay,çocuk oyuncağı

easygoing[adj]

kolay

eat[v]

yemek

eat alive[phrase]

birine eziyet etmek

eat at conscience[phrase]
eat away at[v]

git gide aşındırmak

eat beaver[phrase]
eat crow[phrase]

tükürdüğünü yalamak

eat dirt[phrase]

aşağılanmayı sessizce sineye çekmek

eat dust[phrase]

ağır yenilgi almak

eat fill[phrase]

doyana kadar yemek veya içmek

eat for breakfast[phrase]

kolayca yenmek

eat heart out[phrase]

için için yanmak

eat humble pie[phrase]

hatasını kabul etmek

eat in[v]

evde yemek

eat into[v]

kemirmek,aşındırmak

eat it[phrase]
eat like a bird[phrase]

kuş kadar yemek

eat like a horse[phrase]

tıka basa yemek

eat out[v]

dışarıda yemek

eat out of house and home[phrase]

evde ne varsa silip süpürmek

eat out of the palm of hand[phrase]
eat sleep and breathe[phrase]

hayatını buna adamak

eat someone for breakfast[phrase]
eat the cookie[phrase]
eat the frog[phrase]

en zor işten başla

eat twat[phrase]
eat up[v]

yiyip bitirmek

eat up a storm[phrase]
eat words[phrase]

sözünü geri almak

eatable[adj][n]

yenilebilir • yenilebilir,gıda

eater[n]

yiyici,tüketici

eatery[n]

restoran

eating[n]

yemek yeme

eating apple[n]

çiğ olarak yenilebilen elma

eating disorder[n]

yeme bozukluğu

eating habit[n]

beslenme alışkanlığı,yeme alışkanlığı

eating house[n]

restoran,yemek evi

eating place[n]

restoran,yemek yeri

eating utensil[n]

yemek takımı,sofra gereci

eats[n]

yiyecek

eau de cologne[n]

hafif parfüm

eave[n]

çatının duvar dışına sarkan kısmı

eavesdrop[v]

gizlice dinlemek,bir konuşmayı gizlice dinlemek

ebay[v][n]

internet ortamında alışveriş yapmak • eBay

ebb[v][n]

azalmak,geri çekilmek • gelgit,alçalma

ebb and flow[phrase]

iniş çıkış

ebb away[v]

azalmak,zayıflamak

ebola[n]

Ebola

ebon[adj]

siyah,koyu

ebony[n][adj]

abanoz,abanoz siyahı • simsiyah

ebullient[adj]

içi kaynayan

eburnean[adj]

fildişi

ecarte[n]

ekarte

eccentric[adj][n]

eksantrik • bir eksantrik,bir tuhaf

eccentrically[adv]

eksantrik bir şekilde

eccentricity[n]

tuhaflık

eccles cake[n]

eccles pastası

ecclesiastic[n][adj]

rahip • kiliseyle ilgili,dini

eccrine gland[n]

merokrin bezi

echappe[n]

balede zıplarken bacakların birbirinden uzaklaştırıldığı hareket

echelon[n]

eşelon,eşelon ızgara

echidna[n]

dikenli karınca yiyen

echinus[n]

yuvarlak sütun başlığı

echo[n][v]

yankı,eko • tekrarlamak

echo question[n]

yansıma soru

echocardiogram[n]

ekokardiyografi

echocardiography[n]

ekokardiyografi

echoing[adj]

yankılanan,yankı yapan

echolalia[n]

ekolali

echolocation[n]

yankı konumlandırma,eko konum belirleme

eclair[n]

ekler

eclampsia[n]

eklampsi,gebelik zehirlenmesi

eclat[n]

parlak başarı

eclectic[adj][n]

seçilmiş • bir eklektik,eklektik bir kişi

eclecticism[n]

eklektisizm

eclipse[n][v]

tutulma (ay, güneş) • tutulmasına neden olmak

ecliptic[n][adj]

ekliptik • ekliptik,ekliptiğe ait

eclogue[n]

eglog

LanGeek
Uygulamayı İndir