Ara
to waver
01
titreşmek (ışık)
to move in a rhythmic or repetitive pattern that rises and falls
Intransitive
Örnekler
The colorful banners outside the shop wavered in the wind.
Dükkanın dışındaki renkli afişler rüzgarda dalgalanıyordu.
02
tereddüt etmek
to hold back and hesitate due to uncertainty
Intransitive
Örnekler
In the face of criticism, the author did n't waver from expressing their unique perspective in the novel.
Eleştiriler karşısında, yazar romandaki kendine özgü bakış açısını ifade etmekten tereddüt etmedi.
03
sallanmak, zayıflamak
to gradually lose strength, stability, or vigor
Intransitive
Örnekler
His commitment to the project began to waver as obstacles piled up.
Engellere birikmeye başladıkça, projeye olan bağlılığı zayıflamaya başladı.
04
titremek, sallanmak
to produce an unsteady sound
Intransitive
Örnekler
The speaker 's voice wavered through the microphone, creating an echo in the large auditorium.
Konuşmacının sesi mikrofon aracılığıyla titredi, büyük oditoryumda bir yankı yarattı.
05
titremek, sallanmak
to be unsteady or flickering
Intransitive
Örnekler
As the campfire dwindled, the embers wavered, creating a mesmerizing play of light.
Kamp ateşi azalırken, korlar titriyordu, büyüleyici bir ışık oyunu yaratıyordu.
Waver
01
dalgalanma, salınım
a motion characterized by slight, repeated back-and-forth or side-to-side movement
Örnekler
The light showed a brief waver before going out.
Işık sönmeden önce kısa bir titreme gösterdi.
02
bir tereddüt, bir duraksama
a brief pause or uncertainty in speech, decision, or action
Örnekler
The soldier 's resolve showed no waver.
Askerin kararlılığı hiçbir tereddüt göstermedi.
03
el sallayan kişi, sallayıcı
a person who waves or signals by waving
Örnekler
The wavers on the hill signaled the car below.
Tepedeki sallayıcılar aşağıdaki arabayı işaret etti.
Leksikal Ağaç
wavering
wavering
waver



























