like a shotline drive
/ 23
like a shotline drive
like a shot[phrase]

hiç düşünmeden

like a thief in the night[phrase]

ansızın

like an expert[adv]

bir uzman gibi,ustaca

like as not[phrase]

muhtemelen

like bees to a honeypot[phrase]

ışığa koşan pervaneler gibi

like chinese arithmetic[phrase]

karmakarışık

like clockwork[phrase]

tıkır tıkır

like crazy[adv]

deli gibi,çılgınca

like death warmed over[phrase]

ölüm gibi

like death warmed up[phrase]

çok hasta görünmek

like father like son[phrase]

armut dibine düşer

like gold dust[phrase]

çok zor bulunan

like greased lightning[phrase]

şimşek gibi

like hell[phrase]

deli gibi

like herding cats[phrase]

neredeyse imkânsız

like kicking whales down the beach[phrase]

tamamen anlamsız bir iş

like life depends on it[phrase]
like mad[adv]

deli gibi,son hızla

like mother like daughter[phrase]

anasına bak kızını al

like nailing jell-o to the wall[phrase]

neredeyse imkânsız

like nailing jelly to the wall[phrase]
like no other[adv]

hiçbiri gibi,başka hiçbirine benzemez

like nobody's business[phrase]

fena halde

like peas in a pod[phrase]

birbirine tıpatıp benzeyen

like pouring water in a sieve[phrase]

boşa çaba

like pulling teeth[phrase]

canından bezdirmek

like riding a bike[phrase]

öğrenince unutulmaz

like sheep[phrase]

sürüye kapılıp

like sin[adv]

şeytan gibi,son hız

like talking to a wall[phrase]

duvara konuşmak gibi

like the cat that ate the canary[phrase]

kendisiyle gurur duyan

like the devil[phrase]

deli gibi

like the wind[phrase]

çok hızlı

like there is no tomorrow[phrase]

yarın yokmuş gibi

like thunder[adv]

gök gibi,gök gürültüsü gibi

like turkeys voting for christmas[phrase]

kendi kuyusunu kazmak

like two peas in a pod[phrase]
like-minded[adj]

hemfikir

liked[adj]

beğenilen,hoşlanılan

likelihood[n]

olasılık

likely[adj][adv]

olası • büyük ihtimalle

liken[v]

benzetmek,karşılaştırmak

likeness[n]

benzerlik,andırış

likes of[phrase]
likewise[adv]

...olduğu gibi

liking[n]

hoşlanma

lilac[n][adj]

leylak,leylak ağacı • açık mor

lilac-blue[adj]

leylak mavisi

lilac-pink[adj]

lavanta pembesi

lilac-purple[adj]

leylak rengi

lilium[n]

lilium,Liliaceae familyasının tip cinsi

lilliputian[n][adj]

Lilliput'un bir sakini,bir Lilliputlu • ufak

lilting[adj]

hareketli

lily[n]

zambak

lily-livered[adj]

korkak,cesaretten yoksun

lima bean[n]

lima fasülyesi

limb[n]

kol veya bacak

limb-girdle muscular dystrophy[n]

kuşak kas distrofisi,kuşak miyopatisi

limber[n][v][adj]

topçu arabası,top çekici • esnek olmasını sağlamak • esnek,hareketli

limbic brain[n]

beyindeki duygusal davranışla işlevsel olarak bağlantılı sinir yapıları sistemi

limbic system[n]

limbik sistem

limbo[n]

unutulma,limbo

limburger[n]

limburger peyniri

lime[n][v]

misket limonu • kireçlemek,kireç serpmek

lime green[adj]

açık yeşil

lime juice[n]

limon suyu

limeade[n]

limeade

limelight[n]

kireç lambası

limerick[n]

beş mısralık esprili şiir

limestone[n]

kireç taşı

limit[n][v]

sınır • sınırlandırmak

limitation[n]

sınırlama

limited[adj][n]

kısıtlı • ekspres

limited animation[n]

sınırlı animasyon

limited edition[n]

sınırlı baskı

limited overs cricket[n]

sınırlı overs kriket

limited release[n]

sınırlı yayın

limited-edition[adj]

sınırlı sayıda üretim

limitless[adj]

sınırsız,limitsiz

limn[v]

çizmek,resmetmek

limnology[n]

limnoloji,iç su ekosistemleri çalışması

limousin[n]

Limousin

limousine[n]

limuzin

limp[v][adj][n]

topallamak • gevşek,cansız • topallama

limp as a noodle[phrase]
limp binding[n]

yumuşak ciltli

limp-wristed[n]

bir kadınsı erkek,bir ibne

limpet[n]

deniz kulağı

limpid[adj]

kolay anlaşılır

limpkin[n]

limpkin

limply[adv]

gevşekçe,sarkık bir şekilde

linchpin[n]

pim,aks

lincoln[n]

Lincoln koyunu

lindy hop[n]

Lindy Hop dansı

line[n][v]

çizgi • sıralamak,kenarlamak

line break[n]

dize sonu

line cook[n]

mutfak bölüm şefi

line dance[n]

çizgi dansı

line drawing[n]

çizgi sanatı

line drive[n]

düz vuruş,sert vuruş

LanGeek
Uygulamayı İndir