Ara
paraître
01
görünmek, ortaya çıkmak
se montrer ou devenir visible
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzensiz
yardımcı fiil
avoir
1. tekil kişi
parais
1. çoğul kişi
paraissons
gelecek zamanda 1. kişi
paraîtrai
şimdiki zaman ortacı
paraissant
geçmiş zaman ortacı
paru
imperfekt zamanda 1. çoğul kişi
paraissions
Örnekler
Les premières fleurs sont parues au printemps.
İlk çiçekler baharda göründü.
02
yayımlanmak, yayınlanmak
être publié ou rendu public
Örnekler
Une interview exclusive est parue dans ce magazine.
Bu dergide özel bir röportaj yayınlandı.
03
görünmek, izlenim vermek
donner une impression ou sembler d'une certaine façon
Örnekler
Ils paraissent contents de leur décision.
Kararlarından görünüşte memnunlar.
04
göz önünde olmak, dikkat çekmek
attirer l'attention par son aspect ou sa prestance
Örnekler
Les fleurs paraissaient dans le jardin sous le soleil du matin.
Çiçekler sabah güneşi altında bahçede görünüyordu.
05
görünmek, açık olmak
être évident ou manifeste pour quelqu'un
Örnekler
Rien ne paraît sur son visage malgré la douleur.
Acıya rağmen yüzünde hiçbir şey görünmüyor.
Le paraître
01
görünüş, dış görünüm
aspect extérieur d'une personne ou d'une chose, par opposition à la réalité intérieure
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
dilbilgisel cinsiyet
eril
Örnekler
Dans ce milieu, le paraître compte beaucoup.
Bu ortamda, görünüş çok önemlidir.



























