Ara
to crumble
01
yıkılmak
(of a building) to fall apart
Intransitive
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
crumble
3. tekil kişi
crumbles
şimdiki zaman ortacı
crumbling
basit geçmiş zaman
crumbled
geçmiş zaman ortacı
crumbled
Örnekler
After years of neglect, the old abandoned house began to crumble, its walls giving way to the elements.
Yıllarca ihmal edildikten sonra, eski terk edilmiş ev çökmeye başladı, duvarları elementlere dayanamadı.
02
ufalanmak, parçalanmak
to break apart, turning into small pieces
Intransitive
Örnekler
The cookie was so delicate that it would crumble with the slightest touch.
Kurabiye o kadar narindi ki en ufak bir dokunuşla ufalanırdı.
03
başarısızlık yaşamak
to become weak or begin to fail
Intransitive
Örnekler
The athlete's resolve began to crumble as the race wore on, and fatigue set in.
Yarış ilerledikçe ve yorgunluk baş gösterdikçe, atletin kararlılığı çökmeye başladı.
04
küçük parçalara ayırmak
to make something break up into smaller pieces
Transitive: to crumble sth
Örnekler
She gently crumbled the cookie into small pieces to sprinkle over the ice cream.
O, dondurmaya serpmek için kurabiyeyi nazikçe ufaladı.
Crumble
01
crumble
a baked dessert consisting of fruit topped with a crumbly mixture of butter, flour, and sugar, often served warm
Dialect
British
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
crumbles
Örnekler
She served warm apple crumble with a scoop of vanilla ice cream.
Sıcak elmalı crumble ve bir top vanilyalı dondurma servis etti.



























