Ara
to run into
01
ansızın karşı karşıya gelmek
to meet someone by chance and unexpectedly
Transitive: to run into sb
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
öbeksi
eylem fiili
düzenli
ayrılamaz
edat
into
temel fiil
run
şimdiki zaman
run into
3. tekil kişi
runs into
şimdiki zaman ortacı
running into
basit geçmiş zaman
ran into
geçmiş zaman ortacı
run into
Örnekler
I ran into my old friend at the supermarket yesterday.
Dün süpermarkette eski arkadaşıma rastladım.
02
kuşatılmak
to unexpectedly face a difficult situation or problem
Transitive: to run into a difficulty or problem
Örnekler
The company ran into financial difficulties and had to lay off employees.
Şirket mali zorluklarla karşılaştı ve çalışanlarını işten çıkarmak zorunda kaldı.
03
çarpmak, vurmak
to cause something to hit a person or thing, often by accident
Ditransitive: to run into sth sb/sth
Örnekler
He ran his scooter into a pedestrian while turning the corner.
Köşeyi dönerken scooter'ını bir yayaya çarptı.
04
çarpmak, durmak
to accidentally hit a person or thing
Transitive: to run into sb/sth
Örnekler
The taxi ran into someone waiting at the curb.
Taksi, kaldırımda bekleyen birine çarptı.
05
aşmak, ulaşmak
to surpass a specified level or amount, particularly in relation to expenses, numbers, or quantities
Transitive: to run into a level or amount
Örnekler
The project's expenses ran into the millions due to unforeseen complications.
Projenin masrafları öngörülemeyen komplikasyonlar nedeniyle milyonları aştı.
06
karıştırmak, bütünleştirmek
to mix something so that it becomes a unified part of a whole
Ditransitive: to run into sth sth
Örnekler
The artist decided to run the new color palette into the overall painting to create a cohesive look.
Sanatçı, uyumlu bir görünüm yaratmak için yeni renk paletini resmin geneline karıştırmaya karar verdi.



























