Ara
accabler
01
bunaltmak, boğmak
écraser physiquement ou moralement, fatiguer ou abattre fortement
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
durum fiili
yardımcı fiil
avoir
1. tekil kişi
accable
1. çoğul kişi
accablons
gelecek zamanda 1. kişi
accablerai
şimdiki zaman ortacı
accablant
geçmiş zaman ortacı
accablé
imperfekt zamanda 1. çoğul kişi
accablions
Örnekler
La douleur l' accablait après la perte de sa mère.
Acısı, annesinin ölümünden sonra onu ezdi.
02
bunaltmak, boğmak
importuner quelqu'un en le surchargeant de reproches, de demandes, de travail, ou même d'attentions excessives
Örnekler
Le ministre a été accablé de critiques par l' opposition.
Bakan, muhalefet tarafından eleştirilerle boğuldu.
03
bunaltmak, yıkmak
remplir quelqu'un de sentiments ou d'émotions trop intenses (douleur, honte, bonheur, etc.)
Örnekler
L' enfant était accablé de peur dans le noir.
Çocuk karanlıkta korkudan bunalmıştı.
04
eğmek, bükmek
courber quelqu'un sous un poids, le plier physiquement ou symboliquement
Örnekler
La chaleur accablante accablait les ouvriers dans les champs.
Bunaltıcı sıcak, tarlalardaki işçileri bunaltıyordu.



























