early
ear
ˈɜ:
ē
ly
li
li
burlysurly

"early"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

early
01

erkenden

happening or done before the usual or scheduled time 
early definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
earliest
karşılaştırma derecesi
earlier
derecelendirilebilir
Örnekler
They caught an early flight to avoid the rush. 

Kalabalıktan kaçınmak için erken bir uçuş yakaladılar.

02

genç

indicating things that occur near the beginning of something 
Örnekler
The early scenes in the movie set the tone for the entire story. 

Filmin erken sahneleri tüm hikayenin tonunu belirler.

03

erken, sabah

happening near the beginning of a defined period, such as a lifetime, season, day, etc. 
Örnekler
The early morning sunshine was warm and inviting. 

Erken sabah güneşi sıcak ve davetkardı.

04

eski, erken dönem

existed or happened a time long ago 
Örnekler
The early settlers of the region built their homes near the river. 

Bölgenin ilk yerleşimcileri evlerini nehrin yakınına inşa ettiler.

05

erkenci, erken olgunlaşan

(of plants, crops, etc.) blooming or maturing sooner than the other kinds 
Örnekler
The early apples were ripe and ready to be picked in late summer. 

Erkenci elmalar yaz sonunda olgunlaşmış ve toplanmaya hazırdı.

06

erken, ilk

referring to the initial stages of a historical period, cultural movement, language, or literary tradition 
Örnekler
The early Renaissance saw the revival of classical art and ideas. 

Erken Rönesans, klasik sanat ve fikirlerin canlanmasını gördü.

07

erken, yakın

expected to occur soon or in the near future 
Örnekler
Please respond to the email at your earliest convenience. 

Lütfen e-postayı en erken müsait olduğunuzda yanıtlayın.

early
01

erken

before the usual or scheduled time 
early definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
karşılaştırılamaz
zaman zarfı
Örnekler
She always arrives early for appointments. 

O randevularına her zaman erken gelir.

02

erken, vaktinde

used to indicate that something was done at an advantageous or preliminary stage 
Örnekler
They detected the problem early and managed to fix it before it got worse. 

Sorunu erken tespit ettiler ve daha kötüye gitmeden düzeltmeyi başardılar.

03

erken

near the beginning of a defined period or activity 
Örnekler
We usually wake up early in the morning to catch the sunrise. 

Genellikle gün doğumunu yakalamak için sabah erken kalkarız.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store