Ara
to disentangle
01
dolaşıklığını gidermek
to carefully free something from knots or twists
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
disentangle
3. tekil kişi
disentangles
şimdiki zaman ortacı
disentangling
basit geçmiş zaman
disentangled
geçmiş zaman ortacı
disentangled
Örnekler
The fisherman skillfully disentangled the fishing line caught in a clump of seaweed.
Balıkçı, bir yosun yığınına takılan olta ipini ustalıkla çözdü.
02
çözmek (karışık bir şeyi)
to make a complicated and confusing situation, argument, etc. simpler and more understandable
Örnekler
The consultant's role was to disentangle the complex financial data and present it in a clear report.
Danışmanın rolü, karmaşık finansal verileri çözmek ve bunları net bir raporda sunmaktı.
03
düzeltmek, taramak
to smooth and tidy out, typically with a comb
Örnekler
She disentangled her daughter's hair before school.
O, okula gitmeden önce kızının saçlarını tarayıp düzeltti.
04
çözmek, düğümlerini ayırmak
separate the tangles of
05
çözmek, kurtarmak
to free someone or something from entanglement, involvement, or responsibility
Örnekler
The government disentangled itself from the failing project.
Hükümet, başarısız projeden kurtuldu.
Leksikal Ağaç
disentangled
disentangler
disentangle
entangle
tangle



























