Ara
lofty
01
yüce
(of a mountain, building, etc.) very tall and outstanding
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
loftiest
karşılaştırma derecesi
loftier
derecelendirilebilir
Örnekler
The climbers reached the summit of the lofty mountain after days of trekking.
Dağcılar, günlerce süren yürüyüşün ardından yüksek dağın zirvesine ulaştı.
Örnekler
The judge's lofty demeanor commanded respect and attention in the courtroom.
Yargıcın yüce tavrı, mahkeme salonunda saygı ve dikkat çekiyordu.
03
yüce, ulvi
intellectually elevated and not easily understood or accessible by the general public
Örnekler
The professor's lofty theories on quantum mechanics were challenging for most students to grasp.
Profesörün kuantum mekaniği üzerine yüksek teorileri, çoğu öğrenci için kavraması zordu.
04
kibirli, küstah
exhibiting arrogance and a detached, superior attitude
Örnekler
His lofty attitude made it difficult for others to approach him.
Onun kibirli tavrı, başkalarının ona yaklaşmasını zorlaştırdı.
Örnekler
The executive's lofty position afforded him many privileges.
Yöneticinin yüksek konumu ona birçok ayrıcalık sağladı.
Örnekler
The lofty flannel sheets were incredibly soft yet maintained their shape and thickness even after multiple washes.
Yüksek flanel çarşaflar inanılmaz derecede yumuşaktı ve birden fazla yıkamadan sonra bile şekillerini ve kalınlıklarını korudular.



























