Ara
to shine
01
parlamak
to emit or reflect light or brightness
Intransitive
Örnekler
The polished metal shone under the light.
Parlatılmış metal ışık altında parladı.
02
güneş parlamak
(of the sun) to produce and direct light
Intransitive
Örnekler
As dawn broke, the first light of the sun began to shine over the mountaintops.
Şafak sökerken, güneşin ilk ışıkları dağ zirvelerinin üzerinde parlamaya başladı.
03
parlamak, ışıldamak
to reflect light, creating a glowing or bright appearance
Intransitive
Örnekler
The freshly waxed floors of the ballroom shone under the glare of the chandeliers.
Balonun yeni cilalanmış zeminleri avizelerin parıltısı altında parıldıyordu.
04
parlamak, öne çıkmak
to show exceptional talent or perform exceptionally well in a particular activity or endeavor
Intransitive
Örnekler
The young actor 's talent for portraying complex characters allowed him to shine in his debut role on the stage.
Genç aktörün karmaşık karakterleri canlandırma yeteneği, sahne ilk rolünde parlamasına izin verdi.
05
parlamak, ışıldamak
to have a radiant or glowing quality, often associated with health, vitality, or attractiveness
Intransitive
Örnekler
The bride 's happiness on her wedding day made her truly shine, radiating beauty and love.
Gelinin düğün günündeki mutluluğu onu gerçekten parlatıyordu, güzellik ve aşk yayıyordu.
06
parlamak, göz kamaştırmak
to become immediately apparent or noticeable
Intransitive
Örnekler
The flaws in the plan began to shine once we started implementing it.
Planın kusurları uygulamaya başladığımızda parlamaya başladı.
07
parlatmak, parlak hale getirmek
to make something bright and glossy by polishing it
Transitive: to shine sth
Örnekler
The maid shone the silverware until it sparkled, ensuring a pristine table setting for the dinner party.
Hizmetçi, yemek partisi için mükemmel bir masa düzeni sağlamak adına gümüş eşyaları parlatıp pırıl pırıl yaptı.
08
yöneltmek, tutmak
to direct a light source, such as a torch, to illuminate an area
Transitive: to shine a light source somewhere
Örnekler
The hiker shone her flashlight up the mountain trail to navigate through the darkness.
Yürüyüşçü, karanlıkta ilerlemek için el fenerini dağ patikasına tuttu.
Shine
01
parlaklık, ışıltı
the quality of emitting brightness and radiance
Örnekler
The shine of the chandelier added elegance to the room.
Avizenin parlaklığı odaya zarafet kattı.
02
parlaklık, cila
the act of polishing something to make it glossy and reflective
Örnekler
The butler ensured the silver candlesticks had a perfect shine.
Kâhya, gümüş şamdanların mükemmel bir parlaklık sağladığından emin oldu.
Leksikal Ağaç
shiner
shining
shining
shine



























