to shine
shine
ʃaɪn
shain
shiteswineshrinespine

"shine"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

to shine
01

parlamak

to emit or reflect light or brightness 
Intransitive
to shine definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
shine
3. tekil kişi
shines
şimdiki zaman ortacı
shining
basit geçmiş zaman
shone
geçmiş zaman ortacı
shone
Örnekler
His shoes were so well-polished that they seemed to shine. 

Ayakkabıları o kadar iyi cilalanmıştı ki parlıyor gibi görünüyordu.

02

güneş parlamak

(of the sun) to produce and direct light 
Intransitive
to shine definition and meaning
Örnekler
The morning sun shone through the window, illuminating the room with a golden glow. 

Sabah güneşi pencereden parladı, odayı altın bir ışıkla aydınlattı.

03

parlamak, ışıldamak

to reflect light, creating a glowing or bright appearance 
Intransitive
Örnekler
The polished silverware shone in the candlelight, adding a touch of elegance to the dinner table. 

Parlatılmış gümüş takımlar mum ışığında parladı, yemek masasına bir zarafet dokunuşu ekledi.

04

parlamak, öne çıkmak

to show exceptional talent or perform exceptionally well in a particular activity or endeavor 
Intransitive
Örnekler
Despite his lack of experience, the rookie athlete quickly began to shine on the basketball court. 

Tecrübesizliğine rağmen, çaylak atlet hızla basketbol sahasında parlamaya başladı.

05

parlamak, ışıldamak

to have a radiant or glowing quality, often associated with health, vitality, or attractiveness 
Intransitive
Örnekler
After a restful vacation, her skin seemed to shine with a healthy glow. 

Dinlendirici bir tatilin ardından, cildi sağlıklı bir parıltıyla parlıyor gibiydi.

06

parlamak, göz kamaştırmak

to become immediately apparent or noticeable 
Intransitive
Örnekler
Once she started speaking, her intelligence and wit truly began to shine. 

Konuşmaya başladığında, zekası ve nüktedanlığı gerçekten parlamaya başladı.

07

parlatmak, parlak hale getirmek

to make something bright and glossy by polishing it 
Transitive: to shine sth
Örnekler
She shone her shoes until they gleamed, ready for the formal event. 

O, resmi etkinlik için hazır olana kadar ayakkabılarını parlattı.

08

yöneltmek, tutmak

to direct a light source, such as a torch, to illuminate an area 
Transitive: to shine a light source somewhere
Örnekler
She shone her flashlight into the dark basement, searching for the source of the strange noise. 

O, garip sesin kaynağını ararken el fenerini karanlık bodruma tuttu.

Shine
01

parlaklık, ışıltı

the quality of emitting brightness and radiance 
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
basit
sayılamaz
çoğul biçim
shines
Örnekler
The shine of the sun on the water created a dazzling effect. 

Suyun üzerindeki güneşin parıltısı göz kamaştırıcı bir etki yarattı.

02

parlaklık, cila

the act of polishing something to make it glossy and reflective 
Örnekler
He gave his shoes a quick shine before the interview. 

Mülakattan önce ayakkabılarına hızlı bir parlaklık verdi.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store