naturalistneed head examined
/ 13
naturalistneed head examined
naturalist[n]

doğa bilimci

naturalistic[adj]

natüralist

naturalistic planned language[n]

doğal planlı dil

naturalization[n]

yurttaşlığa kabul

naturalize[v]

yurttaşlığa kabul etmek

naturally[adv]

doğal olarak

nature[n]

doğa

nature of the beast[phrase]

işin doğası

nature reserve[n]

doğal koruma alanı

naturopath[n]

natüropat

naturopathic[adj]

naturopatik tıp

naturopathy[n]

natural tıp

naughtily[adv]

yaramazca,şımarıkça

naughty[adj]

yaramaz

naupathia[n]

naupati,deniz tutması

nausea[n]

mide bulantısı

nauseate[v]

tiksinmek

nauseated[adj]

bulantılı,midesi bulanmış

nauseating[adj]

mide bulandırıcı

nauseous[adj]

mide bulantısı olan

nautch[n]

nautch dansı

nautical[adj]

denizcilik ve gemilerle ilgili

nautical fiction[n]

Denizcilik edebiyatı

nautical mile[n]
nautilus[n]

notilus

navajo white[adj]

turuncumsu beyaz

naval[adj]

deniz kuvvetlerine ait

naval commander[n]

deniz komutanı,amiral

naval forces[n]

deniz kuvvetleri,donanma

nave[n]

orta hol

nave arcade[n]

nef kemerleri

navel[n]

göbek deliği

navel orange[n]

yafa portakalı

navigable[adj]

gemi ile geçilebilir

navigate[v]

gemi yolculuğu yapmak

navigation[n]

navigasyon

navigator[n]
navy[n]

deniz kuvvetleri

navy blue[n][adj]

lacivert,deniz mavisi • lacivert

naysayer[n]

karamsar,olumsuz düşünen kişi

nazarene movement[n]

nazarene hareketi

nba finals[n]

NBA Finalleri,NBA Final Serisi

ne'er[adv]

asla,hiçbir zaman

neanderthal[adj][n]

neandertal,kaba • Neandertal,Neandertal insanı

near[adj][prep][adv][v]

yakın • yakın • uzak olmayan • yaklaşmak,yakınlaşmak

near east[n]

Yakın Doğu,Antik Ortadoğu

near fall[n]

neredeyse düşüş,kıl payı kurtarılan düşüş

near the knuckle[phrase]

kabul edilebilirliğin sınırında

near to[prep]

yakın, yakınında

near-field communication[n]

yakın alan iletişimi

near-native speaker[n]

ana diline yakın seviyede konuşan kişi

nearby[adv][adj]

yakında • yakın,civarında

nearest and dearest[phrase]

en sevdikleri

nearly[adv]

hemen hemen

neat[adj]

düzenli

neatly[adv]

düzenli bir şekilde,derli toplu

neatness[n]

düzenlilik,temizlik

neb[n]

gaga,burun

nebbish[n]

bir zayıf,bir çekingen

nebelung[n]

Nebelung cat

nebuchadnezzar[n]

büyük şarap şişesi (20 normal şişe şaraba eşdeğer)

nebula[n]

nebula

nebular[adj]

bulutsal,bulutsu ile ilgili

nebular hypothesis[n]

nebular hipotez,nebular teori

nebulous[adj]

bulutsu

necessarily[adv]

zorunlu olarak

necessary[adj][n]

gerekli • gereklilik,temel

necessary evil[n]

kaçınılmaz kötülük

necessitate[v]

gerektirmek,zorunlu kılmak

necessitous[adj]

muhtaç,yoksul

necessity[n]

gereksinim

neck[n][v]

boyun • tutkuyla öpmek,okşamak

neck and crop[phrase]

tamamen

neck and neck[phrase]

başa baş

neck lift[n]

boyun gerdirme

neck of the woods[phrase]

bizim buralar

neck opening[n]

yaka açıklığı,boyun açıklığı

neck ruff[n]

yüksek sıkı yaka,boyun fırfırı

neck warmer[n]

boyun ısıtıcı,boyunluk

neckband[n]

boyun bandı,yaka bandı

necking[n]

okşama,şefkat gösterisi

necklace[n]

kolye

neckline[n]

yaka hattı

necktie[n]

kravat

neckwear[n]

atkı kaşkol veya fular gibi boyna sarılan aksesuar

necro[v]

nekro,nekromansi yapmak

necrobiosis[n]

nekrobiyoz

necrology[n]

ölüm ilanı

necromancer[n]

nekromancer,ölülerle iletişim kuran büyücü

necromancy[n]

ölülerle haberleşerek fala bakma

necropolis[n]

kabristan

necropost[v]

nekropost atmak,nekro gönderi yapmak

necrosis[n]

nekroz

nectar[n][adj]

şerbet • ilahi,muhteşem

nectarine[n]

şeftali

nectarous[adj]

nektarlı,lezzetli tatlı

necturus maculosus[n]

necturus maculosus,kırmızı tüylü dış solungaçları olan sucul Kuzey Amerika semenderi

ned[n]

serseri,sokak çocuğu

need[v][n]

ihtiyaç duymak • gereksinim

need head examined[phrase]

aklını kaçırmış olmak

LanGeek
Uygulamayı İndir