not be caught deadnouvelle cuisine
/ 13
not be caught deadnouvelle cuisine
not be caught dead[phrase]

ölse de yapmaz

not be rocket science[phrase]

çok da karmaşık değil

not bear thinking about[phrase]

düşüncesi bile korkunç

not before time[phrase]

nihayet!

not believe eyes[phrase]

inanamamak

not bid the devil good morrow until meet him[phrase]

durduk yere bela aramamak

not care two hoots about[phrase]
not do things by halves[phrase]

işi yarım yamalak yapmamak

not dream of[phrase]
not for all the tea in china[phrase]

dünyaları verseler de olmaz

not for want of trying[phrase]

çabalamadığından değil

not give a tinker's damn[phrase]

zerre kadar umursamamak

not give an even break[phrase]

saflığından yararlanmak

not give house room[phrase]

asla tahammül etmemek

not give up the day job[phrase]

asıl işi bırakmamak

not half[phrase]

katiyen

not have a bean[phrase]

beş kuruşu olmamak

not have a good word to say for[phrase]

iyi tek söz etmemek

not have a minute to call own[phrase]

nefes alacak vakti olmamak

not have a prayer[phrase]

hiç şansı olmamak

not hurt a fly[phrase]

karıncayı bile incitmez

not in a million years[phrase]

hayatta olmaz

not know beans about[phrase]

bir şeyden hiç anlamamak

not know from adam[phrase]

birini hiç tanımamak

not know the meaning of the word[phrase]

ne demek olduğunu bile bilmiyor

not know what hit[phrase]

neye uğradığını şaşırmak

not know whether to laugh or cry[phrase]

gülmeli mi ağlamalı mı bilmeme

not lose sleep over[phrase]

hiç dert etmemek

not necessarily[phrase]

olmasa da olur

not play with a full deck[phrase]

aklı bir karış havada olmak

not reveal a man's wage and woman's age[phrase]

erkeğin maaşı ve kadının yaşı herkesin önünde açıklanmaz

not safe for work[phrase]
not say boo to a goose[phrase]

çok çekingen

not see hide nor hair of[phrase]

birinden hiç iz görememek

not sleep a wink[phrase]

gözünü kırpmamak

not that[conj]

değil ki,şu değil ki

not to mention[adv]

bahsetmemek gerekirse,daha az

not touch with a bargepole[phrase]
not touch with a ten-foot pole[phrase]

asla bulaşmak istememek

not turn a hair[phrase]

kılını bile kıpırdatmamak

not worth a brass farthing[phrase]

beş para etmez olmak

nota bene[n]

nota bene,dikkat edin

notability[n]

önemli şahsiyet,seçkin kişi

notable[n][adj]

önemli şahsiyet,seçkin kişi • kayda değer

notably[adv]

bilhassa

notarize[v]

noterlik etmek,tasdik etmek

notary[n]

noter

notation[n]

not yazma

notational system[n]

notasyon sistemi,sembolik sistem

notch[v][n]

çentik atmak,oyuk açmak • çentik,oyuk

notchback[n]

notchback,keskin açılı arka bölümü olan araba

notched trowel[n]

dişli mala

note[v][n]

dikkat etmek • not

note down[v]

not almak,yazmak

note value[n]

nota değeri

notebook[n]

defter

notebook computer[n]

dizüstü bilgisayar,laptop

notecase[n]

cüzdan,evrak çantası

noted[adj]

ünlü,tanınmış

notepad[n]

not defteri

notetaking[n]

not alma,not tutma

noteworthy[adj]

dikkate değer,kayda değer

nothing[n][adv][pron]

önemsiz (şey) • hiçbir şekilde,asla • hiçbir şey

nothing down[phrase]

peşinatsız

nothing to it[phrase]

bir terslik yok

nothingburger[n]

önemsiz şey,hiçbir şey

nothingness[n]

boş laflar,içi boş konuşma

notice[v][n]

farkına varmak • duyuru

notice board[n]

duyuru panosu

notice period[n]

ihbar süresi,ön bildirim süresi

noticeable[adj]

görünür,dikkat çekici

noticeably[adv]

fark edilir şekilde,belirgin bir şekilde

noticed[adj]

fark edilen,gözlemlenen

notifiable[adj]

bildirilmesi gereken

notification[n]

bildirim

notify[v]

bildirmek

notion[n]

kavram

notional[adj]

kavramsal,düşünsel

notoriety[n]

kötü ün

notorious[adj]

kötü şöhretli

notoriously[adv]

kötü şöhretli biçimde

notornis[n]

takahe

notornis mantelli[n]

notornis mantelli,uçamayan Yeni Zelanda kuşları, gallinule benzeri

notwithstanding[adv][prep]

rağmen,karşın

nougat[n]

koz helvası

nought[n]

sıfır

noughts and crosses[n]

sıfırlar ve çarpılar,tic-tac-toe

noumenon[n]

numen,kendinde şey

noun[n]

isim

noun clause[n]

isim cümlesi

noun modifier[n]

isim öbeği belirteci

noun phrase[n]

isim öbeği

nourish[v]

beslemek

nourish a viper in bosom[phrase]

koynunda yılan beslemek

nourished[adj]

beslenmiş,iyi beslenmiş

nourishing[adj]

besleyici,gıdalı

nourishment[n]

besin

nouveau realisme[n]

yeni gerçekçilik

nouveau-riche[n][adj]

yeni zengin • yeni zengin

nouvelle cuisine[n]

yeni mutfak

LanGeek
Uygulamayı İndir