frisk
frisk
frɪsk
frisk
/fɹˈɪsk/

"frisk"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

to frisk
01

oynamak

to move about playfully or energetically
Intransitive
to frisk definition and meaning
Örnekler
During the picnic, the children frisked about, playing tag and laughing heartily.
Piknik sırasında, çocuklar hareketli bir şekilde koşuşturuyor, yakalamaca oynuyor ve içtenlikle gülüyorlardı.
02

aramak, üstünü aramak

to pat down or search a person's body, clothing, or belongings quickly, especially for concealed weapons or prohibited items
Transitive: to frisk sb
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
frisk
3. tekil kişi
frisks
şimdiki zaman ortacı
frisking
basit geçmiş zaman
frisked
geçmiş zaman ortacı
frisked
Örnekler
Bouncers at the nightclub had a strict policy to frisk patrons for any prohibited items before granting entry.
Gece kulübünün kapıcıları, giriş izni vermeden önce müşterileri yasaklı eşyalar için aramak konusunda katı bir politikaya sahipti.
03

sıçrayıp oynamak

to move about in a lively and playful way, usually by jumping or running, as seen in the behavior of young or excited animals
Intransitive
Transitive: to frisk a body part
Örnekler
As the young elephant discovered a puddle, it could n't resist frisking its trunk and legs in the water.
Genç fil bir su birikintisi keşfettiğinde, hortumunu ve bacaklarını suda oynatmaya karşı koyamadı.
Frisk
01

arama, üst arama

the act of searching someone for concealed weapons or illegal drugs
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
frisks
LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store