Ara
to frisk
01
oynamak
to move about playfully or energetically
Intransitive
Örnekler
After the rain, the children couldn't resist frisking in the puddles, splashing water with glee.
Yağmurdan sonra çocuklar, su birikintilerinde oyalanmaktan kendilerini alamadılar, neşeyle su sıçrattılar.
02
aramak, üstünü aramak
to pat down or search a person's body, clothing, or belongings quickly, especially for concealed weapons or prohibited items
Transitive: to frisk sb
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
frisk
3. tekil kişi
frisks
şimdiki zaman ortacı
frisking
basit geçmiş zaman
frisked
geçmiş zaman ortacı
frisked
Örnekler
The police officer frisked the suspect for any weapons or illegal substances during the routine stop.
Polis memuru rutin durdurma sırasında şüpheliyi silah veya yasa dışı maddeler için aradı.
03
sıçrayıp oynamak
to move about in a lively and playful way, usually by jumping or running, as seen in the behavior of young or excited animals
Intransitive
Transitive: to frisk a body part
Örnekler
As the kitten played with a toy, it would often frisk its tail in anticipation.
Yavru kedi bir oyuncakla oynarken, genellikle beklenti içinde kuyruğunu oynatırdı.
Frisk
01
arama, üst arama
the act of searching someone for concealed weapons or illegal drugs
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
frisks
Leksikal Ağaç
frisking
frisk



























