Ara
to budge
01
kıpırdamak, hareket etmek
to shift or move a small amount, often reluctantly or with difficulty
Intransitive
Örnekler
Trying not to disturb the sleeping baby, she reached for the toy without making it budge.
Uyuyan bebeği rahatsız etmemeye çalışarak, oyuncağı kıpırdatmadan aldı.
02
düşüncesini değiştirmek
to change one's opinion or decision after some pressure
Intransitive
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
budge
3. tekil kişi
budges
şimdiki zaman ortacı
budging
basit geçmiş zaman
budged
geçmiş zaman ortacı
budged
Örnekler
It took a lot of convincing, but he eventually budged.
Çok ikna gerekti, ama sonunda yumuşadı.



























