wernicke’s aphasiawhereabove
/ 18
wernicke’s aphasiawhereabove
wernicke’s aphasia[n]

Wernicke afazisi

wernicke's area[n]

wernicke alanı

west[n][adj][adv]

batı • batı,batıdaki • batı

west bank[n]

Batı Şeria,Batı Yakası

west berlin[n]

Batı Berlin,Batı Berlini

west coast swing[n]

west coast swing dansı

west nile virus[n]

batı nil virüsü

westbound[adj]

batıya doğru,batı yönünde

westerly[adv][n][adj]

batıya doğru,batı yönünde • batı rüzgarları,batılılar • batılı

western[adj][n]

batıya ilişkin • kovboy filmi

western fiction[n]

batı edebiyatı

western lowland gorilla[n]

batı ova gorili

western sandwich[n]

western sandviç,western omletli sandviç

westward[adv][n][adj]

batıya doğru,batı yönünde • batı,batıya doğru • batıya doğru,batı yönünde

wet[adj][v][n]

nemli • ıslanmak • nem,ıslaklık

wet behind the ears[phrase]

daha çok acemi

wet blanket[n]

neşesini kaçıran kişi

wet coat[phrase]
wet look[n]

ıslak görünüm (saç)

wet market[n]

meyve sebze satılan pazar

wet noodle[n]

neşe kaçıran,keyif dağıtan

wet nurse[n]

süt anne,emziren dadı

wet room[n]

düz ayak duş

wet the baby's head[phrase]

bebeğin doğumunu kutlamak

wet whistle[phrase]

bir kadeh içmek

wet wipe[n]

ıslak mendil,nemli temizleme bezi

wet-on-wet[n]

alla prima

wetland[n]

sulak alan,bataklık

wetsuit[n]

dalgıç giysisi

wh-movement[n]

wh-taşıması

wh-word[n]

'wh' harfleri ile başlayan soru veya ilgi zamiri

whack[v][n]

vurmak,çakmak • şiddetli vuruş,kuvvetli darbe

whacked[adj]

bitkin,tükenmiş

whale[n][v]

balina • balina avlamak,balina avı yapmak

whale on[phrase]

durmadan vurmak

whaler[n]
wham[v]

sert vurmak,şiddetle vurmak

wharf[n][v]

iskele • bir iskeleye yanaşmak,bir iskeleye demirlemek

wharf rat[n]

iskele faresi,iskele kahverengi sıçanı

wharfage[n]

iskele,rıhtım

what[pron][det]

ne • hangi

what about[phrase]

nasıl

what is more[adv]

dahası,üstelik

what make of[phrase]
what the eye does not see the heart does not grieve over[sentence]

gözün görmediğine, gönül katlanır

what you look like[sentence]
what-if[n][adj]

varsayım,hipotetik senaryo • varsayımsal,hayali

what's up[interj]

Naber?,Ne haber?

whatever[adj][det][pron]

herhangi bir,ne olursa olsun • herhangi • ne olursa olsun,her neyse

whatever life throws way[phrase]
whatshername[n]

falan,filan

whatsisname[n]

falan,filan

whatsit[n]

şey,zımbırtı

whatsoever[det][adv]

herhangi bir,ne olursa olsun • hiç

wheat[n]

buğday

wheat berry[n]

buğday tanesi

wheat flour[n]

buğday unu

wheatear[n]

kuyrukkakan

wheatmeal[n]

buğday unu

wheedle[v]

tatlı sözlerle kandırmak

wheedling[n]

yağcılık,okşama

wheel[n][v]

tekerlek,lastik • dönmek,döndürmek

wheel alignment[n]

tekerlek hizalaması,lastik ayarı

wheel and deal[phrase]

kapalı kapılar ardında iş çevirmek

wheel arch[n]

tekerlek kemeri,jant yuvası

wheel clamp[n]

tekerlek kelepçesi,araba kelepçesi

wheel fiddle[n]

tekerlekli keman,lıra

wheel of death[n]

ölüm çarkı

wheel spoke[n]

tekerlek parmağı,parmak

wheelbarrow[n][v]

el arabası • el arabasıyla taşımak,el arabasıyla nakletmek

wheelchair[n]

tekerlekli sandalye

wheelchair basketball[n]

tekerlekli sandalye basketbolu,engelli basketbolu

wheelchair curling[n]

tekerlekli sandalye körlingi,fiziksel engelli sporcular için uyarlanmış tekerlekli sandalye körlingi

wheelchair fencing[n]

tekerlekli sandalye eskrimi,engelli eskrim

wheelchair rugby[n]

tekerlekli sandalye ragbi,quad rugby

wheelchair tennis[n]

tekerlekli sandalye tenisi,fiziksel engelli tenisi

wheelchair-bound[adj]

tekerlekli sandalyeye bağımlı,tekerlekli sandalye kullanan

wheeled vehicle[n]

tekerlekli araç,tekerlekli taşıt

wheelhouse[n]
wheelie[n]

tek teker,arka teker kaldırma

wheeltapper[n]

tekerçi,teker kontrolcüsü

wheeze[v][n]

hırıltıyla solumak • hırıltı,ıslık sesli solunum

wheezy[adj]

üflemeli çalgı sesine sahip olan

whelk[n][v]

deniz salyangozu • deniz salyangozu toplamak,deniz salyangozu biriktirmek

whelp[n][v]

köpek yavrusu • yavrulamak

when[adv][conj][pron]

ne zaman • -diğinde • ne zaman

when back is turned[phrase]

arkasını döner dönmez

when chickens have teeth[phrase]

balık kavağa çıkınca

when it comes to[phrase]
when it rains it pours[sentence]

aksilikler hep üst üste gelir

when life gives you lemons make lemonade[sentence]

hayat sana bir fırsat sunuyorsa en iyi şekilde değerlendir

when poverty comes in the door love flies out the window[sentence]

yoksulluk kapıdan girince aşk pencereden kaçar

when push comes to shove[phrase]

iş ciddiye binince

when the chips are down[phrase]

işler ciddiye bindiğinde

whenever[conj][pron][adv]

ne zaman olursa • ne zaman,her ne zaman • ne zaman,her ne zaman

where[adv][conj][pron]

nerede • diği yer • nereye,nerede

where the rubber meet the road[phrase]

işin ciddiye bindiği yer

where the shoe pinch[phrase]

sorunun asıl yeri

whereabouts[n]

yer,konum

whereabove[conj]

üzerinde,yukarısında

LanGeek
Uygulamayı İndir