Ara
sparkling
01
parıldayan, ışıldayan
shining brightly with flashes of light
Örnekler
The sparkling dewdrops on the grass glistened in the morning sunlight.
Çimlerin üzerindeki parıldayan çiy damlaları sabah güneşinde parlıyordu.
Örnekler
They chose a bottle of sparkling rosé for the outdoor brunch, adding a touch of elegance to the gathering.
Açık havada brunch için bir şişe köpüklü rosé şarap seçtiler, buluşmaya bir zarafet dokunuşu eklediler.
Örnekler
The conversation was sparkling, filled with witty banter and engaging stories.
Konuşma parıltılıydı, nükteli şakalar ve ilgi çekici hikayelerle doluydu.
Leksikal Ağaç
sparkling
sparkle



























