Ara
to spark
01
kıvılcım saçmak
to emit small flashes of electricity or fire
Intransitive
Örnekler
The faulty wire began to spark, indicating a potential electrical problem in the house.
Arızalı tel kıvılcım çıkarmaya başladı, evde potansiyel bir elektrik sorununa işaret ediyor.
02
harekete geçirmek
to trigger or ignite a reaction, response, or action, often by provoking or inspiring someone or something to action
Transitive: to spark a reaction or response
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
spark
3. tekil kişi
sparks
şimdiki zaman ortacı
sparking
basit geçmiş zaman
sparked
geçmiş zaman ortacı
sparked
Örnekler
The passionate speech by the leader sparked a wave of enthusiasm among the crowd.
Liderin tutkulu konuşması, kalabalık arasında bir coşku dalgası başlattı.
Spark
01
kıvılcım
a small fragment of a burning or glowing substance thrown off by fire or friction
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
sparks
Örnekler
Sparks flew from the campfire.
Kamp ateşinden kıvılcımlar uçuşuyordu.
02
kıvılcım, parıltı
a brief flash or small point of light
Örnekler
She saw a spark of lightning in the distance.
O, uzakta bir şimşek kıvılcımı gördü.
03
kıvılcım, elektrik arkı
an electrical discharge that passes through a gas when a voltage is applied
Örnekler
Static electricity can create a spark when touching metal.
Statik elektrik, metale dokunulduğunda bir kıvılcım oluşturabilir.
04
kıvılcım, parıltı
brightness or liveliness in expression, showing merriment or vitality
Örnekler
There was a spark in her eyes when she laughed.
Güldüğünde gözlerinde bir kıvılcım vardı.
05
kıvılcım, parıltı
a small but noticeable trace of a quality, feeling, or potential that could grow
Örnekler
There was a spark of hope in her eyes.
Gözlerinde bir kıvılcım umut vardı.
Leksikal Ağaç
sparker
spark



























