Ara
livid
01
çok öfkeli
extremely angry, furious, or emotionally agitated
Örnekler
My parents were livid when they saw the mess I had made in the living room.
Ailem oturma odasında yaptığım dağınıklığı gördüğünde çok öfkeliydi.
Örnekler
The sight of the wreck left him livid and trembling.
Enkazın görüntüsü onu solgun ve titrer halde bıraktı.
03
ölü gibi soluk, ölüm rengi
emitting a cold, ghastly glow suggestive of death or lifelessness
Örnekler
The cavern was bathed in a livid shimmer from the crystals.
Mağara, kristallerden gelen ölü gibi bir parıltıyla yıkanmıştı.
04
morarmış, çürük rengi
marked by purplish discoloration caused by blood trapped beneath the surface
Örnekler
The doctor examined the livid discoloration carefully.
Doktor, morumsu renk değişimini dikkatlice inceledi.
05
grimsi mavi, mosmor
displaying a dull bluish‑gray hue of medium intensity
Örnekler
The painter mixed a livid tone for the background.
Ressam, arka plan için soluk mavi-gri bir ton karıştırdı.
Leksikal Ağaç
lividly
lividness
livid



























