Ara
to lie
01
yalan söylemek
to intentionally say or write something that is not true
Intransitive
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
lie
3. tekil kişi
lies
şimdiki zaman ortacı
lying
basit geçmiş zaman
lied
geçmiş zaman ortacı
lied
Örnekler
He consistently lied during the investigation.
O, soruşturma sırasında sürekli olarak yalan söyledi.
02
uzanmak
(of a person or animal) to be in a resting position on a flat surface, not standing or sitting
Intransitive: to lie somewhere
Örnekler
After finishing the book, he decided to lie in bed and reflect on the story.
Kitabı bitirdikten sonra yatağa uzanmaya ve hikaye üzerine düşünmeye karar verdi.
Örnekler
The city lies just beyond the mountains.
Şehir, dağların hemen ötesinde yer alır.
Örnekler
True fulfillment lies within our ability to live authentically.
Gerçek tatmin, otantik bir şekilde yaşama yeteneğimizde yatar.
05
kalmak, durmak
to remain or be kept in a particular condition or situation
Linking Verb: to lie [adj]
Örnekler
The book lies open on the table, waiting to be read.
Kitap masanın üzerinde açık duruyor, okunmayı bekliyor.
06
bulunmak, yer almak
to be located in a certain direction from a specific point
Intransitive: to lie somewhere
Örnekler
The town lies 50 kilometers to the north.
Kasaba, kuzeyde 50 kilometre uzaklıkta yer alır.
Lie
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
lies
Örnekler
The story was based on a lie, and once the truth was revealed, everything changed.
Hikaye bir yalan üzerine kuruluydu ve gerçek ortaya çıktığında her şey değişti.
02
duruş
position or manner in which something is situated
03
Trygve Lie
Norwegian diplomat who was the first Secretary General of the United Nations (1896-1968)
Leksikal Ağaç
overlie
underlie
lie



























