Ara
scarce
01
kıt, yetersiz
existing in smaller amounts than what is needed
Örnekler
Opportunities for advancement were scarce in the company, leading to employee dissatisfaction.
Şirkette ilerleme fırsatları kıt idi, bu da çalışan memnuniyetsizliğine yol açtı.
02
nadir, az bulunan
present in very limited amounts or number and not commonly found or encountered
Örnekler
Skilled craftsmen who can repair antique furniture are becoming increasingly scarce.
Antika mobilyaları onarabilen yetenekli zanaatkarlar giderek nadir hale geliyor.
scarce
Örnekler
They had scarce settled into their seats when the movie began.
Film başladığında ancak yerlerine oturmuşlardı.
02
neredeyse hiç
in a way that almost not at all happens or exists
Örnekler
The old man could scarce walk without the help of his cane.
Yaşlı adam bastonunun yardımı olmadan neredeyse hiç yürüyemiyordu.
Leksikal Ağaç
scarcely
scarceness
scarce



























