décontenancer
01
şaşırtmak, tedirgin etmek
troubler ou surprendre quelqu'un au point de le rendre hésitant ou inquiet
Örnekler
Elle était décontenancée face à tant de critiques.
O kadar çok eleştiri karşısında şaşkına dönmüştü.
02
cesaretini kırmak, moralini bozmak
rendre quelqu'un découragé ou déçu
Örnekler
Elle se sent décontenancée après avoir perdu le concours.
Yarışmayı kaybettikten sonra kendini şaşkın hissediyor.
03
şaşırmak, tedirgin olmak
se sentir troublé, inquiet ou déstabilisé
Örnekler
Je me décontenance toujours avant de parler en public.
Halka açık konuşmadan önce her zaman şaşkına dönerim.



























